Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

11 Aralık 2016 Pazar

tarihin üzerine inşa edilen şehir: roma

Dünya üzerinde görmek istediğim yerler listemdeki şehirlerden biri olan Roma'yı ziyaretim, yaptığım en eğlenceli ve farklı anılarla dolu gezilerimden biri oldu. Yüzyıllar boyu dünyanın başkenti olarak görülmüş bu şehir kelimenin tam anlamıyla bir müze kent. Biz de bu müzedeki her tarihi simgeyi, kalıntıyı özümseyecek kadar vakit geçirmeye ve gözlemleye çalıştık.


Roma'da iki havaalanı var; Leonardo Da Vinci ve Fiumicino. Biz Fiumicino havaalanına inişimizi yaptık ve Express tren ile Termini istasyonuna doğru yola çıktık. Burada dikkat edilmesi gereken, bindiğiniz trenin Termini yönüne gittiğinden emin olmak. Termini istasyonu, Roma'nın tarihi bölgesinde bulunuyor. Şehir, tarihi bölgesi ve halkın yaşamını sürdürdüğü bölge olarak iki ayrı kısımdan oluşuyor diyebiliriz. Nispeten küçük de olsa İstanbul'un tarihi yarımadası ve geri kalan kısımlarına benziyor desek yanılmış olmayız. İstanbul'da Fatih'i eski şehir olarak tanımlarsak, Roma'da da Termini ile başlayan Antik Roma'dan söz edebiliriz. Ancak Antik Roma çok daha büyük ve Fatih'in aksine çok az yerleşik bölgeye sahip.

Şehirler hakkında çok fazla bilgi edinmeden, keşfederek gezmeyi tercih ettiğimden, Roma'da görülmesi gereken yerlere nasıl ulaşılacağını çok fazla araştırmadım. Açıkçası sorarak yol bulmayı daha çok seviyorum, ancak İngilizce bilen sayısı tahmin ettiğimizden daha az. Tabiri caizse oteli ve Colosseum'u elimle koymuş gibi bulmam, biraz şans biraz da caddelerin gidişatından, düzeninden gelen tahminlerim sonucu oldu.

Antik Roma'da ulaşım için metro ve otobüs mevcut ancak hiçbirini kullanmadan, yaya olarak tüm kenti dolaşabiliyorsunuz. Yeni yerler keşfettikçe yorgunluğunuzu hissetmiyorsunuz bile. Roma gibi tarihi bir kentte, sanatsal ve mimarisi üst düzey yapıları bulmak için çok fazla uğraşmanız gerekmiyor. Kentin kendisi bir müzeyi andırdığı için, aşındırdığınız her sokak sizi atmosferine çekiyor zaten.

Roma için büyük bir bütçeye ihtiyacınız yok. Tarihi kiliseleri ücretsiz ziyaret edebilir ve mimarisini inceleyebilirsiniz. Michelangelo'nun ustalık eseri Sistine Şapeli'ni veya Bernini'nin St. Teresa heykelini ücretsiz görebilmektesiniz.

Otelden edineceğiniz bir şehir haritası sizin günlük bir plan yapmanıza ve görmek istediğiniz yerlerin yol haritasını çıkarmanızı sağlayacaktır. Bir gün geçirdikten sonra harita kullanmadan istediğiniz yere gidip sonrasında otelinize dönecek kadar tanıdık geliyor yollar. Örneğin bir gününüz sırasıyla Colosseum, Roman Forum, Vittoriano-Altare Della Patria, Pantheon, İspanyol merdivenleri, Aşk Çeşmesi (Fontana Di Trevi)'ni tek günde yaya olarak gezebilirsiniz. Tabi bu sırayla gezinizi yaparken Roma'nın meşhur lezzetlerinden spaghetti, pizza ve dondurmasından geri kalmamalı. Devasa Vittoriano-Altare Della Patria abidesinin tam karşısında yer alan meşhur restoranlarda spaghetti veya pizza denemenizi tavsiye edebilirim. Ancak en iyi pizzaların daha tenha sokaklardaki restoranlarda yapıldığını belirtmekte fayda var. Sokakları kat ettikçe daha sempatik, nispeten küçük ve şirin mekanları keşfedecek ve daha lezzetli tatları deneyeceksiniz.

Aşk Çeşmesi'nin hemen yanı başındaki dondurmacıları da boş geçmemeli. Her çeşit dondurma (tiramisulu bile var) bulmak mümkün. Yine buraya yakın bir sokakta yalanlarının bedelini burnuyla ödeyen Pinokyo'nun küçük şirin bir mağazasına rastlayacaksınız. Ufak da olsa bir hatıra hediyesi almak, bütçeyi sarsmayacaktır. 

Geziniz boyunca karşılabileceğiniz ısrarcı satıcılara sadece "Hayır" deyin ve yolunuza devam edin, çok ilginizi çeken bir şey satmıyorlarsa.

Roma'nın muhteşem mimarisini izlemek için en güzel yer İspanyol merdivenleriyle çıkacağınız tepe. Burada güzel manzara eşliğinde sanatçıları seyredebilir ve bol bol kare yakalayabilirsiniz.


Alışveriş yapacaksanız ve marka düşkünlüğünüz varsa, Roma'da doğru adresiniz Via dei Condotti caddesi Hemen hemen tüm iyi markalar bu cadde üzerinde ya da devamındaki diğer ayrılan caddelerde konumlanmış. Disney'in de bir mağazası mevcut ve varsa çocuklarınız veya yeğenleriniz için güzel hediyeler alabileceğiniz çok hoş ürünlere sahip.


Özellikle çok kalabalık olmayan aylarda gidilirse o tarihi atmosferi yaşamak çok daha mümkün. Roman Forum'da akşamın yüz tutmasına yakın bir saatte Roman Forum'da gezmek size ortaçağda yaşıyorsunuz hissi veriyor. Aşk Çeşmesi vb diğer yerlerin tadını daha iyi çıkarabilmek için turizm mevsimlerinden uzak günlerde bu antik şehri ziyaret etmekte fayda var.

Kıyaslama yapmak doğru olmaz ancak daha çok gezecek yer, daha fazla etkinlik ve mekan çeşitliliği istiyorsanız aradığınız şehir Paris. Ancak 2000 yıllık tarihi gözlemlemek istiyorsanız Roma bu beklentinize cevap veriyor. Her iki şehri de görmek gerek, fakat kıyaslama kriterine göre ikisinin de birbirlerine üstünlükleri olduğunu söylemeden yazımı bitirmeyeyim dedim.


Roma gezisi planlıyor ve önceden bilgi almak istiyorsanız, iletişime geçmeniz halinde tecrübelerimi seve seve aktarırım.

İyi yolculuklar...

30 Kasım 2016 Çarşamba

eskilerden...

Jeanne d’Arc


"Bütün savaşlar önce insan zihninde kazanılır."


yapasım var...

Sırlar odasını aynalarla doldurup tüm sırları aynalarda kaybedesim var.

20 Kasım 2016 Pazar

marvel sinema evreninin son kahramanı doctor strange

Süper kahraman filmlerinin tavan yaptığı 2016'nın geri kalmasına kısa bir süre kala, DC ile kıyasıya bir yarışın için de olan Marvel oyuna son olarak en önemli kozlarından birini daha aldı: Doctor Strange

DC'nin Warner Bros işbirliğiyle beyazperdeye aktardığı Batman v Superman: Down of Justice ve Suicide Squad filmlerine karşılık Marvel'in Fox ile Deadpool ve X-Men: ApocalypseDisney ortaklığıyla çekilen Captain America: Civil War filmlerini izlemiştik 2016 içinde. Ve son olarak Marvel'in sihirbaz üstadı Doctor Strange vizyondaki yerini aldı. Marvel'in 3. Faz olarak adlandırdığı dönemin tam gaz devam ettiğini söyleyebiliriz.

Yönetmenliğinin Scott Derrickson gibi bana göre kariyerinde üst düzey film yönetmemiş bir isme emanet edilmesi sonrası açıkçası film için çok büyük beklentilerim olmadı. Derrickson aynı zamanda filmin senaryo ekibinde de yer alıyor. Oyuncular içinse, isim listesine bakınca belli bir beklentiye kapılmamak içten bile değil. Dizi dünyasındaki Sherlock'umuz Benedict Cumberbatch ve Hannibal'ımız Mads Mikkelsen ile Benjamin Button ile akıllarda yer edinen Tilda Swinton gayet başarılı oyuncular. 


"Başarılı cerrah Stephen Vincent Strange, geçirdiği bir trafik kazası sonucunda elindeki sinirler zarar görünce artık mesleğini yapamaz hale gelir. Tüm yaraları iyileştirebilen, Tibet'te yaşamakta olan Ancient One adlı büyücünün varlığını öğrenmesi onun için yeni bir umut olur. Tibet'e giden cerrah sandığından çok daha büyük güçlerle karşılaşacaktır. Marvel aleminin sevilen süper karakterlerinden biri olan Doctor Strange'in öyküsünü perdeye taşıyan filmde Doktor Strange'i İngiliz oyuncu Benedict Cumberbatch canlandırırken filmin yönetmen koltuğunda, ağırlıklı olarak korku-gerilim projelerinin aranan ismi haline gelen Scott Derrickson oturuyor."

Öncelikle filmin, Marvel filmlerine farklı bir bakış açısı ve derinlik kattığını söylemek isterim. Yine de bahsedebileceğimiz eksikleri de az değil. Olumlu taraflarından başlayacak olursak, film güzel bir tonda ve yerinde bir hızda başlıyor. Filmin giriş kısmını çok beğendim. Diğer bir olumlu tarafı iyi oyunculuklar. Mordo rolündeki Chiwetel Ejiofor hariç herkes güzel performans sergilemiş ve rollerinin hakkını vermiş. Ejiofor'un performansını zaman zaman düşük buldum ve inandırıcı gelmedi. Bir parantez de Rachel McAdams'e açmadan olmaz. Kendisinden bekleneni karşılamış. Kariyerine de zamanda yolculuk içeren bir film daha eklemiş oldu.

Doctor Strange'in iyi yanlarından biri de görsel efektleri diyebiliriz. Özel efektlerinin Marvel filmlerine yeni bir soluk getirdiğini söylesek yanılmış olmayız. Filmde yer yer birçok izleyicinin aklına Inception'daki Paris'i içeren ve tüm şehrin, binaların üst üste bindiği rüya sahnesi muhakkak gelmiştir. Bu benzer sahneler daha farklı bir şekilde ele alınabilir miydi derseniz, kesinlikle evet derim. Tabiki de bu yönetmenin tercihi ve Marvel sevenlerinin bu durumdan rahatsız olmadığı genel eleştirilerden anlaşılıyor.

Bunların dışında, Tilda Swinton'ın The Ancient One rolünde gerçekten iyi bir iş çıkarmış olması da filmin artılarından. Ve son olarak filmdeki espri düzeyi diğer filmlere göre biraz azaltılmış. Yeterli değil ama umut verici bir gelişme. Dünyayı kurtarırken espri yapan kahramanlar çok gerçekçi durmuyor maalesef. Belli bir yaşın altındaki kitleye eğlenceli geliyor olabilir, fakat her kesime hitap etmiyor.

Gelelim filmin eksi(k)lerine. Filmin girişini gayet uygun bulmama rağmen gelişme ve sonuç kısımlarında umduğumu bulamadığımı söyleyebilirim. Karakterin gelişimi biraz fazla oldu bittiye geliyor. Elbette filmin süresinin uzaması sıkıcı da olabilirdi ancak bu film karakterin başlangıç filmi ve Strange'in usta bir büyücü olma yolculuğu daha derin işlenmeliydi. Bununla beraber, modern dünyada iyileşemeyen doktorun çareyi doğuda bulmasının sonrasında bu çarenin gayet felsefik, astral bir boyutu olmasına rağmen layıkıyla bu konulara değinilmemiş olması da filmin eksiği. Bir yerlere inilmiş ancak fazla inmeye cesaret edilememiş diye düşündürdü. Beceremeyeceklerini düşündükleri için ruh ve bedenin birbiriyle hangi seviyelerde bağlanıp ayrıldığı, insan zihninin algısının dışında var olabilecek boyutlar gibi konular irdelemeyi denememişler.


Bunun paralelinde çoklu evrene de değinilip kaçılmış ve görsel efektlerle bu durum seyirciden saklanmaya çalışılmış. Ben filmin senaryosunu da zayıf buldum. Benim için özellikle süper kahraman filmlerinde en olması gereken konu kötü adamların etkinliğidir. Filmde kötülerin karanlık varlığı çok kolay ve "Daha önce nasıl olur da diğer ulu büyücülerin aklına gelmemiş bu?" diyebileceğimiz bir yöntemle alt ediliyor. Dövüş sahneleri de pek tatmin edici değildi. Burada Scott Adkins'i ayrı bir yere koyuyorum.

Son olarak baş kahramanımızın diğer Marvel karakterlerinden çok farklı portre edilmemiş olması, özellikle Iron Man ile hemen hemen aynı kişiliğe sahip olması diğer bir eksi.

Henüz vizyondayken bu filmin sinemada izlemenizi öneririm. Görsel efektleri, filmi beyazperdede, mümkünse IMAX'te izlemeyi hak ettiriyor. Ancak söylemeden edemeyeceğim, böyle bir çizgi roman karakterine çok daha sağlam bir senaryo gerekirdir.

İyi seyirler...



12 Kasım 2016 Cumartesi

tweet öykü 10

Yıllar geçtikçe karısının mücevherleri artmıştı. Her birini bir hatanın sonucu almıştı. Hatalarının bu kadar değerli olacağını düşünmemişti.

29 Ekim 2016 Cumartesi

cumhuriyeti kutlamak 2

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, hepimiz için bir zaferin, milli bir hatıranın, yeni bir uyanışın, özgürlüğün ilanının simgesidir. Hiçbir özgürlüğün bedava gelmediği gibi bizim de bu vatana sahip olmak için ne bedeller ödediğimizi her zaman hatırlamak, gelecek nesillere daha iyi bir medeniyet bırakmak için çabalamak, geçmişimize karşı bir sorumluluk, geleceğimiz için de bir zorunluluktur.


Karşılaştığımız zorlukları ve bunlardan ne öğrendiğimizi her zaman hatırlamalıyız. Bizi çevreleyen çeşitli tehditler, bugün halen varlığını sürdürüyor. Bugün bu tehditler, bizimle göğüs göğüse mücadeleye girişecek devletlerden çok, kendi içimizde tutarlı olamamak ve ileri, üreten bir medeniyet seviyesine hep birlikte yürümek gibi bir dürtüye sahip olmamak.

93 yılda ülkemiz birçok değişiklik, gelişme gösterse de, aslına bakarsanız bazı noktalarda 93 yıl öncesinden çok da farklı bir yerde değiliz. Bir anlığına bunu bir kenara bırakır ve bulunduğumuz coğrafyanın sürekli ilerleme kaydetmeyi zorlaştırdığı gerçeğini göz önünde bulundurursak, bugünkü konumuyla varlığını tüm dünyaya ispatlamış, sapa sağlam ayakta. Özgürlükçü medeniyetimizin temellerini atanların hayal ettiği yerde henüz değiliz, ancak bu süreç içerisinde büyük yıkımlar, değişimler yaşamış ülkeleri düşündüğümüzde, halen sınırlarını korumuş ve birliğini bozmamış bir ulusuz.


Şöyle bir cumhuriyetimizin geçmişine baktığımızda, ilk yıllarındaki hızlı ve etkili adımlara karşın son 75 yılda aynı etkide ilerleme kaydedemedik. Zaman zaman bazı kıvılcımlar göstermiş olsak da, bugün baktığımızda, halen yıllardır çözülemeyen veya ileri seviyelere getirilemeyen ulusal sorunlarımız var. Halen denenen darbeler gibi, terör gibi, rayına oturtulamayan eğitim gibi, ileri teknoloji üretimdeki eksiklikler gibi... 93 yıl önceki kahramanlar bir yerlerden izliyorlarsa, bizlerle çok az konuda gurur duyduklarını tahmin edebiliriz.

Millet olarak kaçırdığımız çok önemli bir nokta var; cumhuriyeti, ülkeyi, ulusu sadece baştakilerin yönettiğini düşünüyoruz. Büyük bir yanılgı içerisindeyiz. Toplumumuzu gözlemleyen her toplum bilimcinin kavrayabileceği gibi, belli bir disiplin ile üretime odaklanmış bir karakterden uzağız. Zaman zaman bireysel çaba ve buluşlar gündeme gelip de göğsümüzü kabartsa da, kabul edelim ki birçoğumuz iş hayatında verimli değiliz. Her genellemede olduğu gibi bu konuda da gerçekten işini sahiplenen emekçileri ayrı tutalım. Fakat bir düşünelim, 9 saatlik günlük iş süremizin ne kadarında gerçekten işle ilgiliyiz? Futboldan, siyasetten, arabalardan, kıyafetlerden konuşmalarımız ya da internette vakit geçirmelerimiz, iş üretimimizin miktarını ve kalitesini etkiliyor mu? Sosyal olmanın asla kötü bir tarafı yok, fakat temelde başarıya çok fazla odaklanmadığımız için, iş hayatında biraz fazla sosyal oluyoruz.

Hamurumuzda sürekli ilerleme var. Cumhuriyeti, sadece süslü cümlelerle ya da alıntılarla değil, biraz da benliğimizdeki kudreti kullanarak yaptıklarımızla kutlamaya çalışalım. Bazen büyük sözler etkili olabileceği gibi, bazen sadece yaptığımız işte iyi olmaya çabalamak yeterli olabiliyor.

Cumhuriyetimiz kutlu olsun. Nice yüzyıllara; birlik beraberlikle, üretimle, eğitimle, teknolojiyle...

anlamak istersin

geride bırakılan olduğunda
anlamak istersin,
son mısrasına gelinmiş
şiirin hüznünü,
bazen de bir dağın
zirvedeki boşluğunu
ya da uçurumun
sonrasız yalnızlığını,
son yudumu içilen
şişenin susuzluğunu,
son kıvılcımı da sönmeye yüz tutmuş
ateşin yiten hiddetini;
seyredersin dalgaları
izlersin, hissedersin
neler getirir de
geriye neler götürür,
düşünürsün;
doğruların yanlışa döndüğü bir yerde
kalakalmanın
ve aşık olmanın
kaç yanlış ile kaç doğru götüreceğini
anlamak istersin

23 Ekim 2016 Pazar

koşmaya zaman ayırmalı

Sonbahar, bir güneşli bir yağmurlu havasının bazen bizleri hazırlıksız yakalama huyunu saymazsak, kendine has, sadece bu aylarda yaptığınızda keyifli gelen eylem çeşitliliğinin fazla olması sebebiyle benim de en çok sevdiğim mevsimdir birçok insan gibi. Bu çeşitliliğin arasında en güzeli doğayla baş başa kaldığımız anlar. Sonbahar bu anları diğer mevsimlere göre daha anlamlı hissettiriyor.



Buna bir de sağlıklı yaşam bakışını eklersek, orman koşuları da en güzel sonbahar aylarında yapılabiliyor bana göre. Özellikle parkuru bulunan ormanlarda, bol oksijen miktarının ve kuş sesinin, hatta ağaçların biçimlerinin insanın zihnini berraklaştırdığı bir gerçek.

Evimin yakın olması sebebiyle hafta sonları Florya Atatürk Ormanı'nda koşuya giderim. İş yerimin yakın olmaması ise hafta içi spor yapmayı güçleştiriyor. Şehir hayatı, özellik İstanbul ve benzeri büyük şehirler, spor yapmak için yeterli zaman bırakmayacak kadar insafsız olabiliyor. Buna karşılık bizlerin de bir şekilde fırsat üretip en azından koşu veya bisiklet ile hem zihinsel hem de fiziksel anlamda vücudumuza insaf göstermemiz gerekiyor. Bizim göstermediğimiz insafı hayatın göstermesini beklememeli, çok geç olmadan.

Hayatta her alanda olduğu gibi koşuda da başarıyı kolaylaştırmak için kendimize hedef koyabilir ve bu hedefe ulaşmak için kendimizi zaman oluşturmaya itebiliriz. Aylık veya yıllık makul bir kilometre hedefi, örneğin yeni başlayanlar için ilk sene 100 km, bizi bunu gerçekleştirmeye güdüleyecektir. İkinci sene 200, üçüncü sene 300, sonraki sene 400 ve sonraki her sene artı 50 km ile başarıya koşarcasına vücudumuzu koşturduğumuzda, bir yandan zihnimizdeki sorunları boşaltırken ve zor durumlara çözüm üretirken, diğer yandan daha dinç ve uzun süre genç kalacak bir bedene sahip olacağınızı düşünün.

Koşmadan anlayamıyoruz, ağaçlardan dökülen yapraklarla kaplı orman örtüsünün, yeşiliğini kaybetmemiş ağaçların, kuş cıvıltılarıyla karışmış doğanın kendine has sesinin ne kadar ilham verici olduğunu.

Mahalleme yakın bir orman olduğu için şanslıyım. Evet İstanbul gittikçe daha betonsu bir yapıya bürünüyor ancak diğer taraftan halen büyük ve koşuya elverişli ormanlara sahip. Florya Atatürk Ormanı, evet büyük bir orman, ancak maalesef gerekli şekilde bakım yapılmadığı kanısındayım. Öyle ki sanırım koşu parkuru bile doğal bir şekilde, insanlar koştukça kendiliğinden oluştu. Çimlendirme sınırlı, bitki çeşitliliği fazla değil. Yapılan düzenlemeler çok fazla zamana yayıldı. Örneğin temiz bir tuvalete sahip olması, bazı saksı bitkilerinin getirilmesi, mescid yapılması hep gereğinden fazla zaman aldı.

Umarım birileri yazıma denk gelir ve en azından bacak sağlığına uygun bir koşu parkuru ve çimlendirmeye el atar. Bu konuda bilinçli halkın da göreve hazır olduğuna eminim.

Ormanlara, doğru düzenlemeye sahip parklara toplumumuzun daha fazla rağbet göstermesi gerekir. Özellikle çocukları götürelim, ormanları, doğayı, hayvanları sevdirelim. Sokaklarda eski, bizim çocukluk dönemlerimiz gibi bir hava artık yok. Büyük şehirlerde sokakları, sokak oyunlarını kaybettik. En azından ormanları kaybetmeyelim. Millet olarak orman görünce mangal yakma dürtümüz daha üstün gelse de ve birçoğumuz bundan şikayetçi olmasak bile, ormanda koşu yapan ve tek tük de olsa çocuklarını getiren aileleri görmek umut verici. Bu sayıyı hep birlikte artıralım.

22 Ekim 2016 Cumartesi

seviğiniz filmin atmosferine bırakın kendinizi

Kitap okurken ya da bir şeyler yazar veya çizerken ambiyans müziklerinin bir derinlik kattığı ve ilham verici olduğunu düşünüyorum.

Romanınızı okurken, onu kendi hayal dünyanızda filmleştirmenizi kolaylaştırıyor. Ya da yaşadıklarınızla bağdaştırmayı. Yazıyorsanız eğer, öykü olur, şiir olur, deneme, senaryo veya günlük tutuyorsanız, bir ambiyans müziğinin size eşlik etmesine izin verdiğinizde duygularınızı daha da güçlendirdiğini fark edeceksiniz. Tabi müziklerin seçimi de çok önemli.

Güzel bir manzara veya hayal çiziyorsanız ve ilham almanızı sağlayacak bir doğayla baş başa kalma şansınız yoksa, ambient-mixer.com sizi hayalinizdeki doğada hissettirmek için biçilmiş kaftan.

Benim de henüz keşfettiğim ambient-mixer.com sitesi, herhangi bir yazılım veya uygulama yüklemenizi gerektirmeden istediğiniz an online olarak sevdiğiniz film ve dizilerin ortamında hissettirecek müzikleri dinlemenizi sağlayan bir web projesi. Bu site sayesinde bir anda kendinizi Elflerin Ayrık Vadisi Rivendell'da hissedebilir, doğudaki son Elf diyarına misafir olabilirsiniz. Ya da Winchester kardeşlerle yola çıkıp meşhur Impala'ları ile yaptıkları uzun av yolculuklarına eşlik edebilirsiniz. Süper kahraman sevdalıysanız, Superman sizi Fortress of Solitude'de (Yalnızık Kalesi) misafir etmeye hazır. Siz daha çok Batman hayranı mıydınız, dünyanın en iyi dedektifiyle Batcave'de araştırmaya katılın.




Sadece The Lord Of The Rings, Harry Potter, Game of Thrones gibi film ve dizi müzikleri değil, diğer ortam, oyun, tatil, rahatlatıcı atmosfer müzikleri gibi seçenekler de mevcut. Ve sitenin güzel yanı, bu müzikler üzerinde kendi müziğinizi oluşturabiliyorsunuz. Ortamdaki bir sesi kısıp, diğer bir sesi artırabilirsiniz. Tamamen tercihinize ve zevklerinize göre en baştan bir müzik oluşturmanıza da izin veren bir fonksiyonu da var.

Okurken, yazarken ya da uyumadan önce biraz hayal dünyasına dalışlar yapmak istediğinizde yatağınızda uzanırken kendinizi en sevdiğiniz ortamın atmosferine kaptırmayı isterseniz ambient-mixer.com sitesi aradığınızı bulmakta yardımcı olacaktır.

18 Ekim 2016 Salı

nobel edebiyat ödülü kağızmanlı'ya

Bu yıl tartışmalı bir kararla Nobel Edebiyat ödülüne dünyaca ünlü Amerikalı müzisyen Bob Dylan layık görüldü.1996'dan beri her yıl bu ödüle aday olarak gösterilen Dylan, bu yıl da favori olmamasına rağmen ödüle uzandı. Yapılan açıklamada, Amerikan müziğinde yeni şiirsel anlatım ürettiği için bu ödüle layık görüldüğü vurgulandı.

En güçlü aday, son yıllarda adından çokça söz ettiren ünlü Japon yazar Haruki Murakami idi. Bugüne kadar Nobel dışında birçok edebiyat ödülüne layık görülen yazarın en bilinen kitapları Türkçe isimleriyle Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları ve Uyku. Murakami bu yıl da Nobel'i alamadı, ancak öyle tahmin ediyorum ki önümüzdeki yıllardan birinde muradına erecek.

16 Ekim 2016 Pazar

yapasım var...

Egosu şişik olanlara bir diyet programı uygulayıp fazla benlerden kurtarasım var...

9 Ekim 2016 Pazar

o replikler...



Canım Kardeşim

"Sen sahiden ölürsen bilyeler ne olacak?"


2 Ekim 2016 Pazar

bursa'da hoş bir göl kasabası: gölyazı

Uzun bir süredir yazısız bıraktığım sayfaya bir gezi yazısı ile dönüş yapıyorum. Yazmayı bırakınca geri dönmek zor oluyormuş. Ha bugün yazayım ha yarın derken haftaları ayları deviriyorsunuz. Benzer süreçleri yaşayanlar beni daha iyi anlayacaktır.

Ben en iyisi yeşil Bursa'nın en güzel ilçelerinden Nilüfer'e bağlı bu küçük balıkçı kasabası Gölyazı'dan bahsetmeye başlayayım. Yeşil Bursa'nın, her ne kadar yapılaşma nedeniyle yeşillik metrekaresinde son yıllarda kısmi küçülmeler olsa da, halen büyük bölümünü koruyor. Bu nedenle özellikle İstanbul'un hızlı, kaotik yaşamından bunalanların, İDO ve BUDO vapur seferlerini kullanarak kısa sürede varabileceği, stres atabileceği seçeneklerden birisi Bursa.

Diğer birçok seçeneklerinden birisi de Gölyazı. Küçük sanayi otobüs durağından binebileceğiniz bir otobüs ile bu küçük kasabaya ulaşabiliyorsunuz. Dilerseniz kahvaltınızı da burada yapabilir, lezzetli gözlemelerinden yiyebilirsiniz. Özellikle patlıcanlı gözlemeleri güzel ve farklı.