Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

9 Kasım 2014 Pazar

interstellar ve insanoğlunun yıldızlararası yolculuğu

Yapıtlarıyla her zaman büyük ses getiren yönetmen Christopher Nolan'ın merakla beklenen Interstellar filmi bu Cuma vizyona girdi ve beklentilerimi büyük oranda karşıladı. Elbette beraberinde olumlu ve olumsuz eleştirileri de getirdi; uzay zaman paradoksları ve izafiyet teorisi gibi yaygın fizik kuramlarının filmde ele alınış biçimi olsun, konunun özgün olup olmayışı ve filmin süresi gibi konular tartışılıyor şu sıra.

"Teknik bilgisi ve becerisi yüksek olan Cooper, geniş mısır tarlalarında çiftçilik yaparak geçinmektedir; amacı iki çocuğuna güvenli bir hayat sunmaktır. Onlarla yaşayan Büyükbaba Donald çocuklara göz kulak olurken, henüz 10 yaşındaki kızı Murph şaşırtıcı bir zekaya sahiptir. Geçmişte bıraktığı biliminsanı kariyerini özleyen Cooper'un karşısına bir gün beklenmedik bir teklif çıkar ve ailesinin, dahası insanlığın güvenliği için zorlu bir karar alması gerekir... 
Christopher Nolan'ın, Jonathan Nolan ile kaleme aldığı ve yönetmenliğini sırtladığı filmin yıldız oyunculardan oluşan oyuncu kadrosunda Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon, Bill Irwin, John Lithgow ve Michael Caine gibi isimler yer alıyor. Bilimkurgunun yanı sıra dramatik öğeler de içeren filmin senaryosu Fizikçi Kip S. Thorne'nun evrendeki 'Solucan Delikleri' teorisinden ilham alıyor."






İlk kez IMAX ile bir film izledim -biliyorum çok geç kaldım, ancak fırsat bulabildim- ve bunun Interstellar'a denk gelmesi hoş oldu. En baştan söyleyeyim, sinemadan çıkar çıkmaz beraber izlediğimiz arkadaşıma söyledim, astro-fizikçiler bu filmi eleştirir, olumlu ya da olumsuz. Ve ikincisi, filmden çıkan herkes müsait bir zamanda karadelikler, solucan delikleri ve zamanının göreceliği üzerine internette araştırmalar yapacaktır. Ben bizzat daha birkaç ay önce bu konular üzerine bir sunum gerçekleştirdiğim için yabancılık çekmedim. Filmi izleyecek olanların da en azından bu konular üzerine biraz fikir edinip sinemaya gitmesinde fayda var. Yoksa filmden kopuşlar olması olası. Zaten sanırım bu nedenle de sevgi, dram, kahramanlık gibi insanların genelinin ilgisini çeken öğeler filmde hayli çokça yer edinmiş. Ve bir bilim-kurgu filmine göre bu öğelerin fazlalığı yer yer sıkabiliyor.

Nolan, yönetmenliğini üstlendiği 10 filmde de farkını hissettirmiş, sinemaya belli oranda yön vermiş bir isim. Her filmde bir beklenti yaratması çok normal. Nitekim bu film de uzun bir zamandır bekleniyordu. Bu senenin The Hobbit: The Battle of Five Armies ile birlikte en çok merak edilen filmiydi diyebiliriz. 3-D'ye karşı oluşu, maddi çıkarlardansa gerçekçiliği kendi yöntem ve efektleriyle yansıtması takdir edilmesinin sebeplerinden. Zaten onun filmlerini izlediğinizde, konu ne kadar uçuk da olsa gerçek olabilirmiş gibi izleyebiliyoruz. Bunu seyirciye inanılmaz bir başarı ile yansıtıyor. Batman gibi gerçek olamayacak bir süper kahraman, Inception gibi rüyalar içerisindeki bir evren ve son olarak henüz kimsenin milyonlarca kilometre yakınına bile gitmediği karadelikler arasında bir Interstellar hep Nolan'ın yetenekleri sayesinde, sanki gerçekten de var olabilirlermişçesine bizleri ekrana kilitliyor.

Pek çok sinemaseverin düştüğü hatayı tekrarlamak; Gravity gibi başarılı fakat konusu tamamen farklı, uzay boşluğundaki yalnızlığı ele alan bir filmle kıyaslamaktansa Contact gibi daha eski fakat konusu daha benzer bir filmle benzeştirmek daha doğru olacaktır. Elbette çok özgün bir konusu yok Interstellar'ın, fakat konuyu işleyiş biçimi, kurgusu, görselliği ve oyuncuların başarısı filmi unutulmazlar arasına yerleştirecektir.

Oyunculardan bahsetmişken, Matthew McConaughey son derece başarılı. -Bu arada Matthew McConaughey Contact filminde de oynadı.- Yine Nolan'ın vazgeçilmezleri arasına girmeye aday Anne Hathaway ve zaten vazgeçilmezleri arasında olan ve şimdilik altı filminde de yer alan Michael Caine karakterlerini gayet iyi yansıtıyorlar. Özellikle çocuk Murphy'i canlandıran oyuncu Mackenzie Foy dikkat çekici. Matt Damon'ın canlandırdığı karakter ona yabancı da olsa bana göre kalburüstü bir performans sergilemesine engel olmamış.

Interstellar, artık fazla yabancı gelmeyen bir senaryo ile başlıyor. Dünyanın pek az zamanı kalmıştır ve yaşam gün geçtikçe daha zor bir hal almaktadır. Bu konuda herhangi bir çözüm üzerine uğraşan kimse de yok gibidir. Herkes geri kalan yılları daha verimli geçirmek için, var olan sistemin işleyişine katkıda bulunmaktadır. Cooper ve ailesi de bu çizgide ilerlerken kader bir şekilde hayatlarına yön verir: Umut olabilir mi?

Ben daha önce konusuna bile bakmamış, sadece fragmanlarını izlemiştim. Bu şekilde film benim için daha ilgi çekici ve gizemli oluyor. İlgi alanım olan uzay-zaman kavramlarının işlenmesi hoşuma gitti. Ancak kendi bildiklerim içerisinde bazı eleştiriler de yöneltmeme sebep oldu. Bunları ayrıntılarla anlatıp film hakkında ipuçları vermek istemem, şöyle desem konu anlaşılmaz sanırım; yaygın teorilere göre karadeliğe düşen ya da en azından olay ufkuna kapılan bir madde, bu güçlü yer çekimi nedeniyle saniye içerisinde parçalanacaktır. Uzaktan bu maddeyi izleyen birisi de sürekli düşüyor olduğunu sanacaktır. Çünkü görüntü o şekilde kalacak, adeta o madde düşüyor ama bir yere de gitmiyor gibi. Adı üstünde bilim-kurgu filmi ve ispatlanamamış teoriler üzerinde değişiklik yapması eleştiri nedeni olamaz. Yine de karadeliğin üzerinde Malkoçoğlu cesaretiyle Schumacher'vari sürüşler yapmak, yapabilmek mümkün olmasa gerek. Yine dolmuşçu Bahattin abi edasıyla 'solucan deliğinin arkasından dolanırız' tarzı sürüş teknikleri de, uzaya ilk kez çıkan bir astronotun rahatlığının abartıldığının göstergesi.



Evet süre uzun ve başlardaki drama biraz sıkıcı gelebilir, fakat yine de konunun asıl kalbinin anlaşılması için gerekli. Çünkü konu aslında bir baba ve kızının bağlılığı sayesinde gizemini çözüyor. Onların hikayesine fazla yer verilmesini hak ediyorlar. Görsellik de olağanüstü ve abartıdan uzak. Zaman farklılığının işlenmesi çok hoşuma gitti. Eleştirdiğimde kimsenin itirazı olamayacak nokta da, -ipucu içerebilir, filmi henüz izlemeyenler okumayabilir- babanın bir de oğlunun olmasına rağmen filmin sonunda hiç aklına gelmeyişidir. Böyle sevgi dolu bir baba nasıl olur da merak etmez.

Sonu Inception gibi izleyiciye bırakılmış. Bu da hoşuma giden bir başka nokta. Torunlarınıza, "İşte ben o filmi sinemada izledim." demek isteyeceğiniz bir film. O yüzden bir an önce gidiniz, izleyiniz. Evet film 3 boyutlu değil ama 5 boyutlu. Filmi izleyince espriyi anlayacaksınız.

İyi seyirler...




4 yorum:

  1. Bu yorum filmler ilgili vermemem gereken detayları vermiş olabilir üzgünüm.
    Haklısınız. Yazınızı okurken farkettim. Neden oğlunu hatırlamadı? Çok acı verici. Zaten sonunda az da olsa ağladığım bir filmdi. Ne demek onca zamanı aile üyelerinden ayrı geçirmek. Onları ve yaşamı kaybetmek. Tek söyleyebileceğim filmin gerçekten çok iyi işlenmiş olduğu. Aslında bir paradoks mu var diye düşünmeden edemedim. Sonra dedimki olacağı varsa mutlaka olur, şu şekilde veya bu şekilde. ;)

    YanıtlaSil
  2. Ayrıca filmin ikincisi gelir mi diye de düşünmeden edemedim. Hani sonunda gidişi, bilmiyorum yeni bir başlangıç olabilir belki de. Veya Nolan büyüyü kaybetmemek adına ikinciyi çekmez. Kafam çok karıştı izleyeli 4 gün oldu ama hala etkisideyim. Bloğunuzu yeni keşfettim. Rica etsem Predestination'ı da yorumlar mısınız?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle yorumlarınız için teşekkürler. Ben filmin ikincisinin çıkacağını sanmıyorum. İlki tuttuğu için çekilen devam filmlerini de genelde başarılı bulmuyorum. Predestination'ı izleme fırsatım olmadı, DVD'si çıktığında izleyebilirim

      Sil
  3. Yeni izledim yorumlar çok güzel olmuş.

    YanıtlaSil