Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

9 Kasım 2013 Cumartesi

sığmıyoruz; köprülere, fuarlara, kitaplara...

Bir süredir, bir yandan çalışma hayatı, bir yandan üniversite ve yaklaşan hatta ondan da öte kapımı çalan sınavlar derken kitap fuarına zaman ayırabilmenin telaşı içindeydim. Her birine tüm enerjimi yeteri kadar vermekte zorlanıyorken haliyle sosyal hayatıma ve özellikle kitap ve sinemaya layıkıyla vakit ayıramamanın mutsuzluğuyla baş etmek durumunda kalıyorum bazen. Her kasımda da bu sene kitap fuarına nasıl gideceğim diye kara kara düşünürüm. Ben bir boşluk bulabilirsem de bu kez birlikte gideceğim ekip için tarih uygun mu değil mi, işler biraz zorlaşıyor.



Bu sene fuara iki kez gidebildim. İlk olarak ikinci günü Tüyap'a gidebildim bir arkadaşımla, yine iş durumları nedeniyle çok vakit geçirememiştim. Bugün de fuarın sonu gelmeden bir boşluk bulup her kitap sevdalısının bu tarihlerde gideceği yegane mekana atıverdim kendimi. Ama nasıl atmak, öyle böyle değil...


Metrobüsten daha inmeden fark etmiştim kalabalığı yalnız önüne geldikçe gözünde dev gibi büyüyen bir kalabalık köprüyü işgal etmiş, sanırsınız kitap fuarı bu yaya köprüsüne kurulmuş bu sene. Öyle kalabalık ki hiç ilerlemiyor. Bir ara köprü ciddi ciddi sallandı. İstanbul gibi bir yerde tabiki nasıl bir çözüm geliştirilirse geliştirilsin yeterli olmayacaktır, sürekli bir göç alan bir şehirdesiniz. Yalnız Metrobüs durağından fuara tek geçiş yolu olan bu yaya köprüsünün çok daha geniş ve bu oranda sağlam planlanmış olması gerekir. Umarım uygun bir zamanda bir çalışma yapılır. Yalnız ne kadar kalabalık da olsa, ne kadar kitap aşığı da olsanız hiçbir şey canınızdan önemli değil, kendinizi riske atmaya değmez. Köprüyü değil de otobanı kullanarak karşıya geçenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu. Bunu yaparak araçları da tehlikeye atıyorsunuz.

Hep derim, fuara sabah erken saatlerde gelmek en güzeli. Nitekim geçtiğimiz Pazar çok iyi bir saate geldik ve sakindi. Bugün ise öğleden sonra dörde doğru geldiğimde dahi inanılmaz bir kalabalık karşıladı beni Tüyap'ta. Yalnız gelmiş olmam bu yüzden avantajdı. Çünkü kalabalıklar arasında yanımda biriyle gezmekten, onunla yan yana yürümeye çalışmaktan ve de o kalabalıklar içinde aceleyle önceden planlamış olduğum stantlara doğru gidecek olduğumdan yavaşlamayı ve vakit kaybetmeyi tercih etmeyeceğimden, yalnız kalmayı yeğlerim. Çünkü bilirim ki yanımdaki de bundan rahatsız olacak. Fuarın kalabalıklığı ise sevindirici bir bakıma. Ne kadar kalabalık o kadar kitapsever demek. Tüyap da büyümeli bir ara...



Velhasıl hiçbir şeye sığmıyoruz, gittikçe büyüyoruz da, kim demiş ki kitaplara sığabiliyoruz. Günümüzde hâlâ kitaplara sığdırılamamış öykü ve kahramanlar var. Ya da bir kitaptan fazlası olmuş ve kitleleri harekete geçirmiş eserler var. Fikirler kitaplara sığmamış, hayatın içinde somutlaştırılmış.

Bu arada eş zamanlı devam eden sanat fuarında standına uğradığım lisedeki Fransızca öğretmenim İdil Hocamı da ziyaret ederek günün bir nevi nirvanasına ulaşmış oldum. Emeklilikten sonra evde oturmayıp galeri açan ve sanatın içinde olan öğretmenimi ve aynı enerjiye sahip olan diğer tüm öğretmenleri de tebrik ediyorum. Bizlere ilham oluyorlar. En kısa zamanda birbirinden değerli ressamın eserlerinin sergilendiği galerisini de ziyaret edeceğim.

Fransızca bir deyim vardır, "Chaque chose en son temps," diye, "Her şey zamanında." Bir şeylere zaman ayırırken o an uygun mu bilmek gerekir. Sınavsa sınav, işse iş, fuarsa fuar... Hiçbir okul beni fuardan geri bırakamazdı. Hep böyle olması dileğiyle...

Henüz bitmemiş fuarın son gününde yeni kitap kokuları edinmeye devam.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder