Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

30 Temmuz 2013 Salı

marvel'in pençeli mutantı wolverine

Yönetmenliğini James Mangold'un yaptığı The Wolverine geçtiğimiz haftanın sonlarında gösterime girmişti. Wolverine rolünde alışıldığı üzere yine Hugh Jackman'ı görüyoruz. Onun dışında çok bilinen oyuncular yer almıyor. Ayrıca X-Men dünyasından da pek çeşitli mutantlar filmde görülmüyor. Filmin isminden de basitçe anlaşılacağı gibi konu tamamen Wolverine üzerine odaklı. Bu da kalite dışında izleyici sayısında da düşük değerlerle karşılaşmamızı kaçınılmaz kılıyor.





"Jean Grey'in ölümünün ardından büyük bir depresyona sürüklenen ve kimliğinden kurtulmak isteyen Wolverine, yıllar önce hayatını kurtarmış olan bir arkadaşının ortaya çıkıp kendisinden yardım istemesi sonucu Japonya'ya gidip onu görmeye karar verir. Burada kendisine sunulan öneriyi kabul eden Wolverine, bu sayede ölümsüzlük yetisinden kurtulup ölümlü bir canlıya dönüşecektir. Ancak bu etapta Silver Samurai isimli ölümcül bir düşman edindiğinin farkında değildir. Bu düşmana acımasız Viper'ın da eklenmesiyle, tarihi bir savaş başlar. Wolverine bu savaş sürerken, mutant yanına ve geçmişinden gelip kabusu olan bir gizeme karşı da mücadele etmek zorundadır. 
Başrollerini Hugh Jackman, Will Yun Lee ve Tao Okamoto oynadığı filmin yönetmenliğini James Mangold üstleniyor."


Marvel'in olağanüstü hikayelerinin başında bana göre X-Men gelir. Fakat bu evrende en sevdiğim karakterin Wolverine olduğunu söyleyemeyeceğim. Çoğu kişi karaktere hayat veren Hugh Jackman'ın performansı sayesinde ilgi duymakta. Ayrıca kendisi de özellikle bu film için yoğun bir diyet ve vücut geliştirme programından geçti. Hatta kendisinin bu uğurda katlandıklarını internet üzerinde bulabileceğiniz röportajlarda okuyabilirsiniz.

Daha önceki X-Men Origins: Wolverine filmi açıkçası bu serinin en zayıf halkalarındandı. Bu film için de pek yüksek bir beklentiye sahip değildim. Ve de beklentilerim doğrultusunda vasatın biraz üstünde bir film karşımda buldum diyebilirim. Başta de belirttiğim gibi bunun en önemli sebeplerinden biri de sadece tek bir karaktere odaklanmış olması.




Film ilham verici bir şekilde başlıyor ve bu doğrultuda ilerliyor. Wolverine'i Japonya'da, tam da Nagasaki'ye atom saldırısı yapıldığı sırada görüyoruz. Daha sonra bu geçmişinin ışığında kendisini tekrar Japonya'da buluyor. Burada birtakım Yakuza ve benzeri mafyalarla arasında savaş başlıyor. Filmin ilk yarısı, biraz da beklentisiz sinemaya gelmiş olmamın da etkisiyle bana doyurucu bir film izlenimi veriyordu ki ikinci yarısından sonra filmin bitmesini dilemeye başladık. Bu yarıda ana karakterin geçmişi ve şimdiki yaşadıklarıyla karışan karakter yansımasına ve gelişimine yönelinmekte.

Aynı zamanda belirtmekte fayda var ki, sonunu çok önceden tahmin edebilir bir konumda buluyorsunuz kendinizi. Bu da neden sonuna kadar kalmanız gereksin ki diye düşünmenize neden oluyor. Fakat filmin sonunda bir sürpriz var ki Marvel'in tüm filmlerinde artık aşina olduğumuz ve beklemeye konulduğumuz "after credit scene" denilen film sonu jeneriğinin bitimiyle börülen bir final sahnesi mevcut. Bu sahneden bahsedip heyecanı kaçırmak istemem ama ilgili sahnenin de çok fazla bir ipucusu yok. Sadece gelecek sene gösterime girmesi planlanan X-Men: Days of the Future Past filmine küçük bir giriş niteliğinde diyebiliriz.

Oyunculuklar ve aksiyon sahneleri de vasatın biraz üstünde. Buna rağmen sinemada vakit geçirmek için gidilebilecek bir film olduğunu belirtebilirim.




İyi seyirler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder