Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

31 Aralık 2013 Salı

mutluluğu öğrendiğimiz yıl olsun 2014

Geldi yeni bir yıl nihayetinde. Şöyle bir dönüp bakınca 2013'e yaşanmasını istemediğimiz şeyler de geliyor akla. Yaşandığından mutlu olduğumuz da pek tabiki. Her biri bizi biz yapan değerlere katkı sağlıyor şüphesiz. Ve her yılın sonunda bir sonraki yıldan beklentilerimiz var muhakkak, bu yıl da olduğu gibi. Bazıları hayal belki de, bazılarını da dile getirirken aslında hiç gerçekleşmeyeceğinden eminiz bilincin altında bir yerlerde.

Ben öncelikle herkese 2014 yılında, bir yılda yaşanabilecek güzel ne varsa hepsinin dolu dolu yaşanmasını diliyorum.

Hepinize mutluluğun hiç eksik olmadığı, yanınızda olmasını istediklerinizle yan yana geçireceğiniz, elbette nispeten kötü günler geçirecek olsanız da umudunuzun hep yeşil kaldığı, cebiniz boş kalsa bile elinizin sevdiklerinizin eli sayesinde dolu olduğu, bir millet olarak yaşamayı öğrenip farklı fikirlerden ilham almayı öğrendiğimiz, fevri davranıp kimseyi kırmadığımız bir 2014 diliyorum. Umarım bir sene sonra bugün geriye dönüp baktığınızda tekrar yaşayamayacağınızı bildiğiniz bu seneyi layıkıyla yaşamış olduğunuzu düşüneceksiniz. Yeni yılınız önce kendinizle barışık geçsin, gerisi gelecektir. Mutluluğu öğrenmeniz dileğiyle...



90 yazarlı kitap: 80'lerde çocuk olmak

Uzun bir süredir, 80'lerin sonlarına doğru dünyaya gelmiş ve daha çok 90'larda çocuk olmuş biri olarak birbirinden farklı gözlerin dünyasından 80'leri anlamayı istiyordum. Nitekim o dünyayı anlamak için en güzel yollardan biri de bu kitabı okumak olacaktı.

Kadir Aydemir'in hazırladığı ve kendisine 90 kadar daha yazarın eşlik edip yazılarını paylaştığı 80'lerde Çocuk Olmak okumaya başladığım ilk yazıdan itibaren o günleri hayal meyal hatırlayan biri olarak sanki oradaymışım hissi vermeye başlıyor. Bunun en büyük nedeni yazarların gayet içten bir şekilde kendi çocukluklarından ve o günlerde baskın olan etmenlerden bahsediyor olmaları. Sinema, Tv kültürü, çizgi filmler, sokak, okul hayatı, çocukluk anıları okunmaya değer bir şekilde kaleme alınmış.



28 Aralık 2013 Cumartesi

seminerler haftası

Şu son haftalar okulda seminerlerle geçti. Katıldığım birkaç seminerden gerçekten keyif aldım.

Bu seneye başladığımızda bizi yeni bir ders türü karşıladı. Topluma Hizmet isimli bu derste herhangi bir vakıf veya devlet kuruluşuna gönüllü olarak kaydolup gönüllü sosyal faaliyetlerde bulunmamız gerekiyordu. Ve de bu çalışmalarımızın yanında katkıda bulunduğumuz bu kurumlardan işinde ehil uzmanları okulumuzda seminer vermeye davet ederek dersi ve çalışmayı sonlandırıyorduk.



26 Aralık 2013 Perşembe

yabancı

Yabancı koy adını bu ilişkinin
Tanımadığın birinin gönlüne düşen hayali
Seni getirdi bu çıkmaza
Sahillerden birinde gördün yüzünü bir sabah
Arkasından doğan güneşti kamaştıran zihnini
Kalbinle arandaki ince çizgi
Dünden razıydı aşılmaya
Görmek istemedin bir nedenden deniz fenerini

Adı yabancı olsun en iyisi
O yabancı sen yabancı
Sendeki hayalle eşleşmedi onun hamuru
Yürümezdi zaten;
Sen o hayali sevmeye devam ettikçe
Ağzında her daim
Yutkunmaya yüz tutmuş o yabancı tat
Bu ekşiliğin sürmeye takati yok
Geçen zamana yazık

Çünkü sevdikçe tanırsın ya onu hani
İşte sen önceden tanıdığını sevmeye çalıştın;
Hayalinde yer edinmiş o adamı
Oysa o yabancı sen yabancı
Bırak bitsin
Geçen zamana yazık

21 Aralık 2013 Cumartesi

eskilerden...

Mechthild von Magdeburg


"Aptallık, kendi halinden memnundur; bilgelik soruları sormakla bitiremez."


19 Aralık 2013 Perşembe

orta dünya ejderhaya karşı: "the hobbit: the desolation of smaug"

Nihayet beklenen gün geldi çattı ve bir senelik bekleme süresi sona erdi. Milyonlar bir nevi sevgiliye kavuşmuş misali Hobbit üçlemesinin ikincisini görmeye büyük bir beklentiyle sinemalara koştu. Ve bu beklentiye de değdi. The Hobbit: The Desolation of Smaug, Türkiye'de yayınlanan adıyla Hobbit: Smaug'un Çorak Toprakları, bir önceki filme oranla daha macera ve aksiyona, daha az drama yer verilmesiyle göze çarpıyor ve kuşkusuz izleyiciyi beklediklerine değecek oranda doyuruyor.





15 Aralık 2013 Pazar

yapasım var...

Su gibi konulduğu yerin şeklini alan insanların donma derecesini değiştiresim var...

24 Kasım 2013 Pazar

24 kasım: tüm öğretmenlerin (tek) günü


Öğretmen olmak zordur vesselam. Ömrümüzün belli bir dönemini öğrenci olarak geçirmiş bizlerin bunu daha iyi bilmesi gerekir. Bir konuyu öğrencilere öğretmenin dışında, öğretmen olmanın getirdiği bir diğer zorunluluk ve zorluk da onlara belli bir karakter sergileyebilmek ve örnek biri olabilmektir.

Neden zordur? Çünkü her türlü farklı kişiliğe sahip, farklı aileler tarafından yetiştirilmiş bireylere ortak bir eğitim-öğretim metodu uygulamalıdır.

16 Kasım 2013 Cumartesi

o replikler...


Ted Mosby
 
"Tabiki kötü hissediyorum. Sana, seni sevdiğimi söyledim. Meğerse birine söylenebilecek en kötü şeymiş."

10 Kasım 2013 Pazar

perşembe

Dokuz sıfır ikide Perşembe'nin inadı tutmuştu, sahil lodostan titriyordu. Gökyüzüne bir haller olmuştu, bulutlar gizli bir telaş içindeydi. Erkenden uyanmıştım bugün, bir kabus başıma bela olmuştu, uyandığımda kan ter içindeydim. Rüyalarım hiç gerçekleşmezdi ancak bugün ne hikmetse bir farklıydı.

Dokuz sıfır üçte güneş maviye çalıyordu, ağaçların birbirleriyle fısıldaştığına emindim. Kasımın bu soğuk sabahında tek başıma yürüyordum, bir acayiplik her yanı sarmıştı.

Dokuz sıfır dörtte denizin yosun kokusunu soludum. Cebimden bir kalem kağıt çıkardım bugünü, bu ayın onunu bir yerlere not etmek fikri düşmüştü aklıma. Bugün hiç sıradan değildi hem de hiç.

Dokuz sıfır beşte henüz kaybolmamış hilalin üzerinden bir yıldız kaydı, hiç hayra alamet değildi.

9 Kasım 2013 Cumartesi

sığmıyoruz; köprülere, fuarlara, kitaplara...

Bir süredir, bir yandan çalışma hayatı, bir yandan üniversite ve yaklaşan hatta ondan da öte kapımı çalan sınavlar derken kitap fuarına zaman ayırabilmenin telaşı içindeydim. Her birine tüm enerjimi yeteri kadar vermekte zorlanıyorken haliyle sosyal hayatıma ve özellikle kitap ve sinemaya layıkıyla vakit ayıramamanın mutsuzluğuyla baş etmek durumunda kalıyorum bazen. Her kasımda da bu sene kitap fuarına nasıl gideceğim diye kara kara düşünürüm. Ben bir boşluk bulabilirsem de bu kez birlikte gideceğim ekip için tarih uygun mu değil mi, işler biraz zorlaşıyor.



Bu sene fuara iki kez gidebildim. İlk olarak ikinci günü Tüyap'a gidebildim bir arkadaşımla, yine iş durumları nedeniyle çok vakit geçirememiştim. Bugün de fuarın sonu gelmeden bir boşluk bulup her kitap sevdalısının bu tarihlerde gideceği yegane mekana atıverdim kendimi. Ama nasıl atmak, öyle böyle değil...

6 Kasım 2013 Çarşamba

yapasım var...

İnsanların, olmak istediği kişi olmaları için önünde olduğunu sandıkları engellerin aslında var olmadığını anlamalarını sağlayasım var...

29 Ekim 2013 Salı

cumhuriyeti kutlamak


Henüz cumhuriyeti, işgalci ülkelere karşı kazanılan zaferi nasıl kutlamamız gerektiğini bilmiyoruz. Devletin resmi törenleri, kamu ve özel kuruluşların kutlama mesajları ve okullarda yapılan anma ve kutlama törenleri ile kutlama değil geçiştirme bizim yaptığımız aslında. Bu maalesef kendimi bildim bileli böyle ve gördüğüm kadarıyla benden çok önceden beridir süregelen bir gelenek. Az sayıda da olsa bazı yerlerde iyi niyetle yapılan temsili canlandırmalar var, fakat ne yazık ki sönük geçiyorlar. Cumhuriyet mitingleri ve yürüyüşlerin gerçek bir kutlama olduğunu da söyleyemeyeceğim. Elle tutulur tek etkinlikler konserler olarak kalıyor ki pek etkili değil. Bir ülkenin bağımsızlık günü basitçe geçiştirilmemeli. Diğer ülkelere baktığınızda, mesela Amerika'nın 4 Temmuz kutlamalarının ne kadar şaşalı ve hakkını teslim eder nitelikte olduğunu yorumlayabilirsiniz ki bana göre bu da yeterli değil. Sanırım bu da benim mevcutla yetinmeyip daha iyisini bekleyen yapımla alakalı bir durum. Geçtiğimiz yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi de boğazda hava fişek gösterileriyle bir gelişme gösterme çabasında idi. Bunun pek de üzerine çıkılamayacak gibi bir görüntü var. Ancak kutlamaları layıkıyla yapmanın yolu masraflı gösteriler değil.

27 Ekim 2013 Pazar

kayboluş

Öksürük, kupkuru, sanki veremli gibi. Ayazın kıyısında kaybolmuştu gözleri. Yok olmaya yüz tutmuş bir titreşim ses tellerinden bu şekilde salınmaya karar verilmiş, kelimeler, cümleler kurmak yerine; öksürmek, öylece öksürmek... Verilen tek cevaptı bu. Ardına bakmadan gitmek.

Birazdan kar yağacaktı. Bunu bilmek için meteorolog olmasına gerek yoktu. Bir daha asla onu görmeyecekti. Bunu bilmek için onu tanımasına gerek yoktu. Yılgın, nemli bir çift kısık göz, son kez karşı karşıya geldiğini açıkça anlatıyordu. O son bakış, düş kırıklığı ve tükenmişlikle doluydu. Asıl canını okuyansa, o gözlerdeki, o son, o gitmeden önceki en son anda yakalanan 'bunun olacağı belliydi' ifadesi. Önceden biliyordu, yanılmamıştı. Sevdiği kadını yanıltmamıştı. Bu, hayatının herhangi bir zamanında, en iyi gününde bile, anında karşısına gözünün önüne gelip onu kahredecek türden bir şeydi. Geçmişe, birkaç dakika öncesine dönüp bunu değiştirmek için nelerini vermezdi. Ancak vahim olan şuydu ki, ne yaptığını ve ne yapmaması gerektiğini bilmiyordu.

19 Ekim 2013 Cumartesi

eskilerden...

Johan Wolgang von Goethe


"Aşkım için her şeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim."

17 Ekim 2013 Perşembe

bayramı zamana kurban etmek

Öncelikle tüm İslam aleminin ve bayramı aynı coğrafyada Müslümanlarla paylaşan insanların Kurban Bayramını tüm kalbimle kutlarım. Bu bayramın, birlik ve beraberliğin coştuğu, farklılıkların kabul edilip anlaşmazlıkların önüne sevgiyle geçildiği ve dayanışmanın taraf gözetmediği günlerin başlangıcı olması dileğiyle...

"Nerede o eski bayramlar" sancısı aslında yanlış yere bayramın üzerinde konumlanıyor. Halbuki şöyle bir düşününce, aslında temelde bayram üzerine konuşlanmış bir sorunun dile getirilmesi olmamalı. Bu aslında "Nerede o eski zamanlar" sorusuna dönüşmeli.

Bayramlardan insanların beklentisi nedir? Ailelerin bir araya gelmesi, sevgiyi ve yaşamlarını paylaşması, çocuklara her zamankinden fazla ilgi gösterilmesi, el öptürülüp ceplerine harçlık bırakılması, uzaktaki akraba ve dostlarla telefon görüşmeleri, komşu ziyaretleri, kabir ziyaretlerinin gerçekleştirilmesi, gelen misafirlere ikramlar verip uzun zamandır görüşülmemesinden dolayı koyu muhabbetlere dalıp arayı kapatmak. İyi de neden uzun zamandır görüşülmemiş?

13 Ekim 2013 Pazar

yapasım var...

Baştan aşağı kin bataklığına gömülmüş kişilerin zihnini kitle imha silahlarından arındırasım var...

10 Ekim 2013 Perşembe

siz

Bir şiirde duymuştum ilk sizi
Gözlerinize methiyeler dizilmişti
Saçlarınız bir masal kahramanının mıydı ne
Nedense sevginizin gerçekliği tartışılmış
Çekip gitmiş misiniz yoksa kalbiniz mi yokmuş
Kimi sözcükler hoşunuza gitmezdi okusanız

Romanlarda yok musunuz sanki
Sevilebilmeniz övülesi bir meziyet
Aynısı sevginiz için söylenememiş
Oysa ne beyaz elleriniz varmış dokunmak cesaret işi
Siz de pek vermezmişsiniz elinizi zaten
Neden bir şehre benzetilir durursunuz çözemedim henüz

30 Eylül 2013 Pazartesi

o replikler...


Ned Stark

"Savaş, kız büyütmekten daha kolay."

27 Eylül 2013 Cuma

futbolun yaşama dönüşmesi

Ülkemizde futbola yüklenen anlamlar veya futbolu yaşamımızın bir parçası değil de yaşamın kendisi olarak hayat biçimine dönüştürmek maalesef önümüze kara tablolar serebiliyor. Tuttuğu takımın kaybetmesine tahammül etmemek, daha doğrusu bir kazanan olacaksa kaybedenin bazen kendi takımının da olabileceğini kabullenememek, hayatta var olan diğer ritmlerin, güzelliklerin, ailenin, geleceğin, dünya insanlarının en azından genel durumlarının hiç merak edilmeyip tamamen futbolun üzerine kurulu, genel tabir ile futbolla yatıp futbolla kalkmak, her şeyin aşırısının yaptığı gibi toplumlara zarar vermekte üzerine koyarak devam etmektedir.

Toplumları buna sürükleyen birçok kriter elbette vardır, fakat kişi kendi hayatının ve özgürlüğünün düğmesini kendi elinde tuttuğunda hiç kimse onu başka bir şeye dönüşmeye itemez.



26 Eylül 2013 Perşembe

yapasım var...

Hiçbir savaşın insanları öldüremediğini bir gün insanlara öğretesim var...

17 Eylül 2013 Salı

saklı güzellik marmaris ve beldeleri

Geçen hafta yoğun iş temposundan ve bunaltıcı İstanbul hayatından bir an olsun kendimizi kurtarabilmek adına bir fırsatını bulup Marmaris yoluna düştük. Tabi en bir karar olması sebebiyle uçak bileti bulamadık, otogardan bir otobüse atlayıp 14 saatlik yolculuğa yelken açtık. Otobüs yolculuklarından oldum olası haz etmem. Bir kere öyle 190 cm boyum olmasa bile bacaklarımı yerleştirmekte büyük sorun yaşarım. Üstüne bir de yolculuklarda uyuyamama rahatsızlığımı eklerseniz varın ne zor saatler geçirdim tahmin edin. Tabi bu sırada dönüş için uçağı önceden ayarlayabildik Bodrum Havaalanı üzerinden. Buna da şükür.

16 Ağustos 2013 Cuma

eskilerden...

Michelangelo Buonarroti


"Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuşturuncaya dek mermeri oydum."

10 Ağustos 2013 Cumartesi

yapasım var...

Bayram günü kapımıza gelen çocuklara cep harçlığı olarak taze umutlar veresim var...

7 Ağustos 2013 Çarşamba

hasan saraç ve ortak roman: 13 saat + 1 ömür

Ortak Roman'ın çok ilginç bir hikâyesi vardır. Kitabın konusundan bahsetmekten önce nasıl bir proje olduğundan söz edelim. Kitap bir Edebiyat Haber (edebiyathaber.net) projesidir. Yazar Hasan Saraç ve Edebiyat Haber yayın yönetmeni Emrah Polat'ın interaktif bir roman üzerine görüşmeleriyle okurlarla birlikte ortak bir öykü yazılmasına karar vermişler. İyi de etmişler.


Edebiyat ve sanat ile ilgili gelişmeleri takip etmek için sık sık başvurduğum edebiyathaber.net üzerinden ilgili duyuruyu okuduktan sonra ilk günden itibaren ilgimi çeken bir proje oldu ortak roman. Her bir bölüm her hafta belirli günlerde yayınlanıyor ve okuyucuların yorumlarıyla sonraki bölümler şekilleniyordu. Gerçekten de, belki bir ana taslak da olmadan, yazar bir bölüm yazıyor ve diğer bölüm gelen yorumlarla şekillenip ilgili günde devam olarak yayınlanıyordu site üzerinden. Ben de birkaç bölüm için yorumlarımı paylaştım ve kitabın sonuna dair birkaç görüşümü bildirdim.

Projedeki önemli noktalardan biri de yorum yapan her bir birey ile e-posta yoluyla Hasan Saraç'ın irtibata geçip karşılıklı fikir yürütmesi. Bu, okurlara gerçekten de değer verildiğini gösteren bir davranıştı ve son bölümün yayınlanmasından belli bir süre sonra aralarında benim de bulunduğum bazı okuyucular ile toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya aynı zamanda kitabın editörlüğünü yapan Postiga Yayınlarından Ece Özbaş Korkmaz da katıldı. Gerek ortak roman üzerine gerekse de güncel edebiyat üzerine samimi konuşmalarımız oldu.

2 Ağustos 2013 Cuma

tweet öykü 4

Tesadüflere kızmıyordu artık. Ne de olsa biliyordu. Annesi metroyu kaçırsaydı, doğmamış olacaktı. Kahrolası babası da metrodaydı.

30 Temmuz 2013 Salı

marvel'in pençeli mutantı wolverine

Yönetmenliğini James Mangold'un yaptığı The Wolverine geçtiğimiz haftanın sonlarında gösterime girmişti. Wolverine rolünde alışıldığı üzere yine Hugh Jackman'ı görüyoruz. Onun dışında çok bilinen oyuncular yer almıyor. Ayrıca X-Men dünyasından da pek çeşitli mutantlar filmde görülmüyor. Filmin isminden de basitçe anlaşılacağı gibi konu tamamen Wolverine üzerine odaklı. Bu da kalite dışında izleyici sayısında da düşük değerlerle karşılaşmamızı kaçınılmaz kılıyor.





25 Temmuz 2013 Perşembe

sevmeler tutmaz bazen

Her el veda için kalkmıyor olsa da
Biz elvedayı gördüğümüz yerde tanırız
Asıl ihaneti bana eden aslında
Bağlandığım senli bir dilekti

Sen halk dilinde yalancı bir kelimesin
Sevdan su götürmez bir yalandı

Mademki yalandı ‘seni’ diye başlayan cümlelerin
Mademki kandığım senli bir yalan
Cehennemde en büyük işkence olmalı
İnsana karşılıksız bir umut vermek

20 Temmuz 2013 Cumartesi

o replikler...


Asya

"Sevgi neydi? Sahip çıkan dost, sıcak insan eli, insan emeği, iyilikti sevgi... Sevgi emekti..."

8 Temmuz 2013 Pazartesi

yapasım var...

Dalgalar arasında bir şişe olup, kıyılara vura vura mektubumu alıcısına taşıyasım var...

5 Temmuz 2013 Cuma

toplu taşımalarda bireysellik

Her sabah Mecidiyeköy'e gidenler veya işe giderken buradan geçenler, tabiri caizse geçmek zorunda olanlar bilir, metrobüsten indikten sonra duraktan çıkabilmek için 5 dakikanız harcanmak zorunda. Çünkü maalesef o kadar çok bir insan yığılması mevcut ki merdivenlerden inemiyorsunuz. Hatta merdivenlere varamıyorsunuz bile kalabalık nedeniyle.

Mecidiyeköy'ün ana duraklardan biri olduğu gerçek. Ve de neredeyse İstanbul'un her yerinden, Beylikdüzü'nden, Silivri'den hatta Çatalca'dan, belki yakın görünüp de ulaşımı zor olan birçok ilçesinden buraya mecburi* bir akın var. Malum İstanbul'un her semtinde çalışma alanı bulunmuyor maalesef. Bu gerçek duraktaki birikme nedeninin tamamı mı? Hayır.




1 Temmuz 2013 Pazartesi

tweet öykü 3

Kalem elinde gözünü yumdu, düşüncelerini serbest bıraktı. Gözlerini açtığında sayfalarca yazı gördü. Artık kalem de hafiflemişti.

30 Haziran 2013 Pazar

eskilerden...

Yunus Emre


"İyi sözün aslını bilen derdi bu söz nerden gelir, söz aslını anlamayan sanır bu söz benden gelir."


29 Haziran 2013 Cumartesi

zombilerle dünya savaşı: world war z

World War Z de geçtiğimiz hafta gösterime girenlerden. Başrolde Brad Pitt'in yer alması beni biraz şaşırtmıştı proje ilk duyurulduğunda. Çünkü Brad Pitt'in böyle bir filmde rol alacağına hiç ihtimal vermezdim. Hatta Matrix serisinde başrol oynamayı reddettiği söylentisini duyanlarınız olmuştur. Troy'u bir kenara koyarsak ki bu filmde fantastik öğe pek yoktu, daha gerçekçi projelerde bulunduğunu görüyoruz geçmişten bugüne (Bir de Interview with the Vampire var). Bu film için konuşacak olursak biraz araştırma yaptığımızda Brad Pitti'in senaryonun ilham aldığı kitabın yayın haklarını daha önceden satın aldığını görüyoruz. Bu da kendisinin bu tarz filmlere  karşı önyargılı olmadığını gösteriyor diyebiliriz.

"Gerry Lane iki kızı ve sevgili eşiyle mutlu bir hayat sürdüren bir aile babasıdır. Bir gün arabaları trafikte sıkıştığında her zamankinden farklı olarak yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu fark ederler. Tehlike hızla yaklaşmaktadır... Ailesini güvenli bir bölgeye yerleştiren Birleşmiş Milletler çalışanı olan Gerry, ikiye ayrılan dünyayı kurtarmak için dünyayı dolaşacak ve bunu yaparken hayli kısıtlı olan zamana karşı yarışacaktır.
Brad Pitt'in hem başrolünü hem de yapımcılığını üstlendiği film, insanlar ve zombiler arasında yaşanan sıra dışı bir savaşı odağına alıyor. Film Max Brooks'un aynı adlı kitabından uyarlandı."


26 Haziran 2013 Çarşamba

superman'in beyaz perdeye dönüşü: man of steel

Merakla beklenen yeni dönem Superman filmi Man of Steel yaklaşık on gün önce vizyona girdi. Ve beraberinde hem olumlu hem de olumsuz eleştirilerle sinema sektörüne yeni bir heyecan getirdi şüphesiz.



Superman'i ilk önce Christopher Reeve'in canlandırdığı ve kendisine Marlon Brando, Gene Hackman ve Margot Kidder gibi oyuncuların eşlik ettiği 1978 yapımlı filmle beyaz perdede seyredebilmişti hayranları. Hatta daha sonrasında bir de yerli versiyonu çekilmiş ve Süpermen Dönüyor ismiyle 1979 yılında yayınlanmıştır. Tabi şimdi izleyince komedi filmi olarak sınıflandırabiliriz ki gerçekten öyle. Yerli versiyonunu atlayacak olursak üç tane de devam filmi yayınlandı Hollywood'ta. En son 2006'da Brandon Routh'un başrolde oynadığı ve hayranlarında büyük hayal kırıklığı yaratan Superman Returns isimli film ile pelerinli kahramanımızı sinemada izleyebildik.

23 Haziran 2013 Pazar

yapasım var...

Bütün düşünce ve karakter farklılıklarını hoş görecek bir kucak tasarlayasım var...

30 Mayıs 2013 Perşembe

o replikler...



Joker

"Ben arabaları kovalayan köpek gibiyim. Yakalasam bile ne yapacağımı bilmem. Anlarsın ya... Ben sadece yaparım."

18 Mayıs 2013 Cumartesi

yapasım var...

İnsanları fikirlerine bağlayan zincirlerden kurtarıp birbirlerine zincirleyesim var...

16 Mayıs 2013 Perşembe

tiyatromuzu sahneledik

Uzun bir süredir bir şekilde zaman ayırmaya çalışıp üzerinde çalıştığımız, herkesin bir şeylerden feragat edip projede var olduğu ve ekmek sarf ettiği, fikirlerini özgür bir platformda dile getirerek katkıda bulunduğu tiyatro oyunumuzu nihayet Salı günü sahneleyebildik.




Çıkış noktasını Eugène Ionesco'nun La Leçon (Ders) ve Rhinocéros (Gergedanlar) isimli kitaplarından aldığımız ve bir nevi eğitim sistemini absürd bir dille eleştirmeyi hedefleyerek Üç Derste Gergedanlaşma ismini verdiğimiz oyun öncelikle bize gösterdi ki, insan istediği zaman gerçekten beceremeyeceği iş yoktur. Evet tiyatro oyunculuğu doğuştan gelen bir yetenek olarak kabul edilebilir, ama bu sonradan kimsenin edinemeyeceği bir beceri anlamına da gelmiyor. Tabi bizi değerlendirecek olursam tabi ki öyle üst düzey bir oyunculuk sergilemedik ki en fazla 8 veya 9 kez toplanabilmişizdir ve bunların birkaçında tam kadro bile değildik, en azından kabul edilebilir bir iş çıkardığımızı hem kendi gözlemlerim hem de izleyenlerin geri bildirimleri nedeniyle düşünüyorum.

5 Mayıs 2013 Pazar

'mim'lenen çocukluğum

Sevgili Baykuşun Notları kendi çocukluğunu bir kapı açmış ve beni de bir pencere açmaya teşvik ederek 'mim'lemiş. Kendisine teşekkür ederek kendi çocukluğumun oyunlarını şöyle kısaca bir yâd edeyim.

Öncelikle kendisinin konuyla ilgili yazısını paylaşmak isterim:http://baykusunnotlari.blogspot.com/2013/05/mim-stayla.html

Bizim çocukluğumuzda şimdiki gibi öyle çocuklara ayrılmış alanlar yoktu, biz çevreye göre oyunlar türetirdik şeklinde şöyle klişeli bir başlangıç yapalım. Cidden öyle, bizler oyuncak almayı pek bilmezdik -anneannemin hac ziyareti dönüşünde getirdikleri hariç-, oynayacak eşyaları günlük hayattan seçerdik genellikle. Gazoz kapağı buna ilk akla gelen örneklerden biri. Bir grup bunun için gazoz alır içer ya da ailesinin içtiklerinden getirirken bir grup da sokaklardan toplar getirirdi. Nedense popüler de bir oyun malzemesiydi. Bizim mahallede misket pek bulunmazdı, daha çok bu kapaklar kullanılırdı ve bir de uzağa taş atmaya çalışırdık. Hatırlıyorum da misketi ilk annemin yeni aldığı deterjan paketinden çıkardığında görmüştüm. Alıp evde öyle tek başıma yuvarlamıştım.

30 Nisan 2013 Salı

tweet öykü 2

Birkaç dakika olmuştu ki vapur gözden kaybolmuştu bile. Kendi de kayboluyordu sanki. Birden anladı. Vapurdakiler değil kalanlar gidiyordu.

18 Nisan 2013 Perşembe

joseph kosinski'nin elinden güzel bir kurgu: oblivion

Prodüksiyon duyurusu yapıldığından beri merak ettiğim bir film olan Oblivion'ı iki gün önce izleme şansım oldu. Aynı zamanda Tron filminin de yönetmenliğini yapan genç Joseph Kosinski'nin işin içinde olması ve başrollerdeki Tom Cruise ve Morgan Freeman isimleri benim bu yapım için ilgimi çeken etkenlerdi. Nitekim beklentilerim doğrultusunda bir film olmuş diyebilirim. Konusunu paylaşalım hemen:

"Askeri bir yönetim biri Jack adında deneyimli bir askeri , insanoğlunun bir zamanlar "Dünya" diye adlandırdığı terk edilmiş bir gezegene keşif için yollar. İnsanlığın büyük yok oluştan önce nasıl koşullarda yaşadığını araştırmakla dahası yaşayan herhangi bir canlı olup olmadığını bulmakla görevlidir. İnsanlığın bir zamanlar yuvası olan Dünya gezegeni birtakım uzaylı canlılar tarafından işgal edilmiştir ve gezegende hala varlıklarını sürdürmektedirler. Jack tüm bunları araştırmakla görevliyken, karşısına hiç beklenmediği sürprizler de çıkacaktır... 
Tron filmi ile tanıdığımız yönetmen Joseph Kosinski'nin yönettiği film, yönetmenin kendi çizgi romanından sinemaya uyarlandı. Kıyamet sonrası bir kurguya sahip olan filmin kadrosunda Tom Cruise'un yanı sıra Olga Kurylenko, Andrea Riseborough, Nicolaj Coster-Waldau, Melissa Leo ve Morgan Freeman yer alıyor..."




15 Nisan 2013 Pazartesi

ada vapuru yolcusu kalmasın

Öyle bir şehirde yaşıyoruz ki içerisinde yapılabilecek her şeyi barındırıyor. Tarih, kültür, eğlence, deniz, eğitim, ada... Daha birçokları. Bunun yanında elbet bu şehrin sıkıntıları da var yalnız bu yazımda güzel yanlarından bir tanesinden bahsedeyim biraz: Büyükada.

Geçtiğimiz haftasonu birkaç saatlik bir gezimiz oldu Büyükada'ya. Ben aslında daha çok sonbaharını seviyorum buranın, ama ilkbaharda da başka güzel tatlar bulabiliyor insan burada. Kabataş'tan kalkan vapurumuzdan biraz bahsedeyim önce. Malum havaların güzelleşmesi ve haftasonu olması tabiri caizse bir ana baba günü oluşturmuş vapurda. Hele Kadıköy'e de uğrayıp yolcu aldıktan sonra bırakın oturacak yeri ayakta duracak yer kalmıyor neredeyse. Dönüşteki vapurun doluluğunu ise siz tahmin edin. Bundaki bir etken de vapurun tüm adalara uğruyor olması tabi. Yalnız soğuk sayılabilecek bir esintiye rağmen açık taraflarda durmayı tercih eden yolcuların bu kararındaki etkenlerden biri manzaraysa diğeri martılardır şüphesiz. Keza benim tercihimde ağır basan bu sevimli görünümlü agresif kuşlardır.

13 Nisan 2013 Cumartesi

yapasım var...

Yağmur olup bir akşamüstü İstanbul'a yağasım var...

8 Nisan 2013 Pazartesi

eskilerden...

Galileo Galilei


"İki gerçek birbiriyle asla çelişmez."

31 Mart 2013 Pazar

sensiz şiir

Hıçkırıklardan boşalan sahipsiz gözyaşları...

Bir yalnızlık şiirine gizlenmiş
Tuzlu bir zehirdi yıkan beni
Siyanür adında

Sensiz mısraların duvarlarına yaslanmış
Virgüllerin arasında
Uzak tutuyorlar seni sözlerimden
Burada kati'yen istenmiyorsun

Şimdi sonraki mısrada senden söz etsem
Gözlerinden ve saçlarından
Ve kokundan
Ve uzun adımlarından giderkenki
İhanetinden, terk edişinden
Güya bu zehir yok edecek seni
Ben yapamadığımdan,
Sanki onu sen akıtmamışsın da
İçinde boğulmaya mahkum etmemişsin gibi

27 Mart 2013 Çarşamba

yapasım var...

Bir yunusun sırtına atlayıp gelişigüzel adalara yol alasım var...

24 Mart 2013 Pazar

tweet öykü 1

Adamın yüzü soğuktan uyuşmuştu, rüzgar ellerinden ayrılmıyordu, paçalarına kadar da ıslanmıştı. Ama endişesi sadece avucundaki boşluktu.

16 Mart 2013 Cumartesi

o replikler...


Dominic Cobb

"Bence pozitif duygular daima negatif duygulardan baskındır."

28 Şubat 2013 Perşembe

sokak

Bugün, sabah biraz geç kaldı
Güneşin doğmadığı bir sokaktı
Sanki bir tek burada akşamdı
Sanki bir tek bu sokakta kaldırımlar üşümüştü
Gözyaşlarıyla sokağı yıkamışlardı
Boydan boya
Bir tek ben vardım
Yalnızca ben susuyordum
Anlamıştım çünkü;
Artık, dönsen bile güneş doğmayacaktı.

yapasım var...

Bazen hiç batmayan bazen de sürekli batmak üzere duran bir güneş olasım var...

dostum kayahan demir'in çağdaş esaret kampı

Kasım ayındaki İstanbul kitap fuarında üniversiteden arkadaşım Kayahan Demir'in de imza standına da uğramıştım. Çağdaş Esaret Kampı isimli ilk kitabını bana hediye etti. Okumak ise ancak yeni nasip olabildi.


Öncelikle Kayahan Demir'den biraz bahsedecek olursam, kendisi İstanbul Üniversitesi'nde benim de aktif olduğum ya da en azından olmaya çalıştığım Yazılı ve Görsel Sanatlar'ın kurucusudur ve halen başkanlığını sürdürmekte. Kitap serüvenini çok önceden paylaşmıştı benimle ve şöyle bir bakıyorum da öyle çok uzun sürmedi bunu gerçekleştirmesi. Tabi onun gözünden bakarsak belki de upuzun bir zaman gibi gelmiştir.

Çağdaş Esaret Kampı psikolojik ve doğaüstü korku - gerilim öykülerinden oluşan bir kitap. Ülkemizde bu alanda pek fazla örnek yok, en azından diğer alanlardaki kadar. Demir'in de işi çok zor bana göre. Yalnız kitabı okuduğumda o potansiyele sahip olduğunu gördüm. Öykülerinde kendine has kurgular mevcut. Tabiki birçok yerde izlediğiniz filmlerde de bulunabilecek sahneler olduğunu düşüneceksinizdir. Yalnız yolun başındaki bir yazar için kitabı başarılı buldum.


eskilerden...

William Shakespeare



"Kelimelerim uçar, düşüncelerim yerde kalır. Düşüncelerim olmadan kelimelerim cennete erişemez."

26 Ocak 2013 Cumartesi

yapasım var...

Büyük umutlarla dolu bir trenin makinisti olup, onları inancını yitirmişlere dağıtasım var...

10 Ocak 2013 Perşembe

saygı duruşu: cemal süreya

Tarih 1931, ülkemizde yetişen en büyük şairlerden biri olan Cemal Süreya dünyaya gelir. Tarih 9 Ocak 1990, Süreya gözlerini son kez kapatır. "Yıkadılar aldılar götürdüler." İkinci Yeni akımının öncülerinden Cemal Süreya soyismindeki diğer "y" harfini de bir iddia sonucu kaybetmiştir. Asıl adı Cemalettin Seber olan şairin adına ayrıca her yıl bir şiir ödülü verilmektedir.

Sana Giden Yollar Kapalı


Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği



7 Ocak 2013 Pazartesi

o replikler...


Morpheus

"Sana kapıyı gösterecek olan benim, ordan içeriye girecek olan sensin."

1 Ocak 2013 Salı

yıl oldu 2013...

Yeni bir yıla merhaba demeyi sevenlerden biriyimdir. Böyle dedim diye öyle geceden sabaha kadar çılgınlar gibi eğlendiğimi düşünmeyin. Yılbaşını dışarıda kutlamak gibi bir alışkanlığım ya da hobim oluşmamış benim. Halbuki gezmek sürekli yaptığım bir şeydir. Bir fırsatını bulmayagöreyim hemen değerlendiririm. Neden bilmem -üzerinde de düşünmemişimdir- yılsonu gecesini özel bir yerlerde geçirmişliğim yoktur. Hatta çoğunda geceyi göremeden uyumuşluğum da olmuştur hani.  Benim hoşuma giden; yeni yılın bambaşka olacağını, her şeyin güzel olacağını dilemek gibi masum bir şansımızın olması. Kimilerinin gerçekten buna inanarak kendini hazırlaması, kiminin de adet yerini bulsun diye iyi dileklerini sunup, diğer yıllardan bir farkı olacağına dair içten gelmeden ya da kötü beklentisi olmasa bile görev icabı söyleyip geçmesi. Yani yeni yıla girerken insanların kafasından geçenleri seviyorum ben aslında.