Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

30 Aralık 2012 Pazar

Jack Reacher

Eski popülaritesinden uzak olsa da Tom Cruise'un hâlâ sadık bir izleyici kitlesi vardır. Şahsen ben de filmleri vizyona girdiğinde izlemeye çalışırım. Çünkü inanırım ki; Cruise oynuyorsa muhakkak iyi bir yapımdır. Oyunculuğu üst düzey veya değil, kendisini bildim bileli önemli bir yönetmen veya senaryo vardır ki filmde yer almayı kabul etmiş veya filmi finanse etmiştir. Görevimiz Tehlike (Mission Impossible) serisi olsun, Yağmur Adam (Rain Man), Azınlık Raporu (Minority Report), Son Samuray (The Last Samurai) ve diğer filmleri olsun, hep üst düzey ve akıllarda yer edici filmler olmuştur. Hatta vizyona girdiği yılın en kötü oyunculuklarından birini sergilediğinde birçok otoritenin yorum birliği ettiği Dünyalar Savaşı (War Of The Worlds) filmi bile çok büyük ve üzerinde çok çalışılmış bir yapımdı. Velhasıl Jack Reacher filmi için ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

27 Aralık 2012 Perşembe

saygı duruşu: mehmet âkif ersoy

Tarih 20 Aralık 1873, İstiklâl Marşı'mızın dizelerine hayat veren Mehmet Âkif Ersoy hayata gözlerini açar. Tarih 27 Aralık 1936, büyük bir şair, veteriner, öğretmen, yüzücü... bu dünyaya veda eder. Lakabı Millî Şair sıfatını sonuna kadar hak eden Mehmet Âkif, aynı zamanda birinci TBMM'de milletvekiliydi. Tüm şiirleri Safahat kitabında toplanmıştır.





Ey Yolcu

Gitme ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye'simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi... Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!

24 Aralık 2012 Pazartesi

yapasım var...

Bazı anları ilk defaymış gibi yeniden yaşayasım var...

22 Aralık 2012 Cumartesi

hazır değiliz

Hazır değiliz,
Hayattan istediklerimizin başkasının olmasına

O hep dilediklerimizi
Başkasında görmeye

Hazır değiliz,
Sırılsıklam sevmeye
Onun da ötesinde
Sevdiklerimizin olmasına

Hazır değiliz,
Birine sımsıkı güvenmeye
Biri bize güvenmişse
Onu haklı çıkarmaya

17 Aralık 2012 Pazartesi

çok beklenen yolculuk: "the hobbit: an unexpected journey"


Orta Dünya hayranlarının uzun süredir beklediği Hobbit serisinin ilk bölümü The Hobbit: An Unexpected Journey nihayet üç gün önce vizyona girdi. Bundan üç buçuk yıl kadar öncesini hatırlıyorum da birtakım anlaşmazlıklar ve maddi sorunların gölgesi altında çekim hazırlıklarına başlanmıştı ve yönetmen koltuğuna da tıpkı Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde olduğu ve herkesin de olmasını isteyeceği gibi Peter Jackson'ın oturacağı ilan edilmişti. Bu haberler bizi de heyecanlı bekleyişe sürüklemişti ister istemez. Her ne kadar Tolkien'in meşhur üçlemesini beyaz perdede istediğimiz gibi görememiş olsak da orta dünya vücut buluyordu ve buna hiçbir itirazımız yoktu. Nitekim eleştirecek çok şey bulsak da Peter Jackson'a duacıydık.

Sonunda Yüzüklerin Efendisi'nin altmış yıl öncesinde geçen macera Hobbit'i de (3D seçeneğiyle) izleme fırsatı bulduk. Oyuncuların da değişmemiş olması bir artıydı ve Ian Mckellen'ı Gandalf olarak gördüğümüz andan itibariyle "Evet, şu an orta dünyadayız." hissini yaşamaya başladık. Bilbo Baggins'in yaşlılığını oynayan Ian Holm da kadrodaydı, fakat gençliğini oynaması için yeni biri gerekiyordu. Bu rolü de Martin Freeman'ın hakkıyla oynadığını belirtelim. Cüceler de bir o kadar iyi oyuncular tarafından vücut bulmuşlar. Ayrıca eski dostlar Saruman, Elrond ve Lady Galadriel de konseydeki yerlerini kaçırmamış.

16 Aralık 2012 Pazar

genç çiftçiler


          Odanın kapısı aniden açıldı ve biri içeri girdi. Odadakiler kapıya doğru bakındılar. Çamur kokusu sinmiş giysiler ve suratından dökülen terlerle bir süredir koştuğu gözlenebilen genç hiç vakit kaybetmeden elindeki kutuyu ileri tutarak gösterdi ve “İşte getirdim,” dedi. “Merak etmeyin çalışıyor.”
          Thomas heyecanla diğerlerinin yanına hareketlenirken Terry de kardeşi Hugo ile ilgilenmeyi bırakıp merakla ona doğru yöneldi. “Alabilmişsin,” dedi Terry heyecanla. “Bunu nasıl yapabiliyorsun, Thomas?”
          Thomas her zamanki ukala tavrıyla cevaplamakta gecikmedi. “Size Sander ailesiyle aramın iyi olduğunu söylemiştim.”
          Terry hâlâ inanamıyor gibiydi. “Bay Sander’ın makinesini öylece sana verdiğini mi söylüyorsun?”
          “Bay Sander’ın verdiğini söylemedim, değil mi? Hem haberi olduğunu da sanmıyorum.” Thomas pis pis sırıtıyordu. Ardından yüzünü çekici bir ifadeye büründürerek “Sander’ların biricik kızı Dorina’nın beni kırmayacağını biliyordum.” dedi ve göz kırptı. “Asla kırmaz.” O anda Terry, siyah büyükçe kutuyu ondan almaya yeltendi ve tek hamleyle kutuyu elinden kapabildi.

15 Aralık 2012 Cumartesi

albert camus - yabancı

"Bugün annem öldü, ya da belki dün. Bilmiyorum." İşte bu duyguyla ya da daha doğrusu duygulardan arınmış bir zihnin ürünü bu cümleyle başlıyor Albert Camus'nün meşhur Yabancı'sı. Ve varoluşçuluğun ve zaman zaman absürt akımın izleriyle romanın konusu süregeliyor.

Cezayir doğumlu yazar Albert Camus'den biraz bahsedecek olursak, 1913'te Alsaslı bir baba ve İspanyol bir anneden dünyaya geldi. Bir yıl sonra 1914'te Dünya Savaşı'nda babasını kaybetti. Kendisini okutabilmek için annesi evlerde hizmetçilik yapıyordu. Cezayir Üniversitesi'nde öğrenimine devam ederken vereme yakalandı. Bundan sonra felsefe öğrenimi üzerine çok az yoğunlaşabildi, geçimini sürdürebilmek için çeşitli işlerde çalışıyordu. Bir dönem çalıştığı bir gazete bir süre sonra ticari bir amaç gütmeye başlayınca gazeten ayrıldı, sonraları bir başka filozof Jean Paul Sartre ile tanışmış ve iyi birer arkadaş olmuşlardır. Tabi bir müddet sonra siyasi düşüncelerindeki bazı farklılıklar nedeniyle dostluklarına da gölge düşmüş ve birbirlerinden uzaklaşmışlardır.

9 Aralık 2012 Pazar

üniversitede farklı pencereler

Pencereler hayatımızın her yerinde. Biz bir şeyi belli bir siluette görürüz, bir başkası farklı bir siluette görür, bazısı görmez. Her zaman aynı pencereden bakanlar daima aynı şeyi görmek durumunda kalırlar. Eğer diğer pencerelerden bakmadan aslında hiçbir şeyi tam anlamıyla görmediğimizin farkına varamıyorsak; vay halimize, görmeyelim zaten.

Öyle birçok farklı ve "derin" konuları ya da uyuşmazlıkları veya içinde bulunulan sosyolojik koşulları ele alarak uzun bir yazı hazırlamadan, tek bir günde tek bir anda gözümde canlanan, bireysel olarak kendimiz ve yaptıklarımızla ilgili ipuçları vereceğim. Şimdi zincirleme bir şekilde birer birer pencereleri açalım.




Bilen bilir, İstanbul Üniversitesi'nin yemekhanelerinde hizmet veren firma değişti. Ve ardından fiyatlara da %85'lik bir zam geldi ve geçtiğimiz sene öğle yemeğine öğrenciler 1 TL ücret öderken bu sene 1,85 TL ödemek durumunda kaldılar. Arada sırada geçen yıl ve bir iki defa bu yıl yemeklerinden yiyen biri olarak geçen seneki hizmet ve kalitenin düştüğünü söyleyebilirim. Yani yemeklere zam geldi ve bununla birlikte kalite düştü.

5 Aralık 2012 Çarşamba

eskilerden...

Voltaire


"Söylediklerini kabul edemem ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim."

4 Aralık 2012 Salı

kitap fuarı'ndan bir günlük görüntü

Yine bir kavuşma, yine bir burukluk. Kitap fuarlarının bana hissettirdikleri özetle bu iki duygudan ibaret. Yine bir sene boyunca beklenen etkinliğin gelmesiyle memnun olurken, bir sene daha bekleyeceğimi düşününce yine içten içe bir hüzün. Aslında şöyle bir düşününce en azından Bursa gibi çevre illerdeki yapılan fuarlara da katılabileceğini düşünmüyor değil insan. Yalnız nedense İstanbul'daki hep bir başka oluyor. Ama bir ara diğer kentlerdeki kitap havasını da koklamalı.

Bu yıl fuarın bitimine bir gün kala gitme fırsatı bulabildik. Her yıl olduğu gibi bu kez de başka bir arkadaşlaydık, Metrobüs ile vardık Tüyap'a, yağmuru sorun etmeden. Bu arada arkadaşın bugün doğum günü; selam olsun... Giriş öğrenci ve öğretmenlere ücretsizdi, güzel bir haber. Sabahın 11'i olmasına rağmen gayet kalabalıktı, sevindirici bir gelişme. İster istemez ücretsiz olmasının da bunda katkısı var mı diye düşünüyorsunuz. Ne olursa olsun bu kadar kitap sevdalısını bir arada görmek güzel hakikaten. İlerleyen saatlerde zaten neredeyse mahşeri bir topluluğa dönüşüyor kalabalık, adım atmak güçleşiyor. Ayrıca öğretmenler günü idi ve bazı stantlarda öğretmenlere özel indirimler yapıldığını fark ettim. Nedense hediye verenini göremedim...

1 Aralık 2012 Cumartesi

james bond'un 50. yılında 23. filmi: skyfall

İngiliz istihbaratının en önemli ismi, MI6'nın prensi James Bond'un son macerası Skyfall dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de merakla beklenilen bir filmdi. Bunun en büyük nedeni kuşkusuz ülkemizde geçen sahneleri filmin kurgusu içerisinde görebilme isteğiydi. Önceki 22 filmden ikisinde de (From Russia With Love, The World is Not Enough) kahramanın yolu Türkiye'den geçmişti aslında. Fakat bu kez çekimler biraz da güdemimizde fazla yer almıştı.

Benim de öğrenimime devam ettiğim İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt Kampüsü'nün yani tarihi kapısının önündeki merdivenlerin yan tarafına kurulan set açıkçası çokça merak uyandırmıştı. Yine o bölgeye yakın Kapalıçarşı'nın bazı bölümlerine asansörlü mekanizmalar kurduklarında, çarşının üstünde motosiklet sahneleri çekileceğini anlamıştık. Nitekim motosikletlerden birinin çarşıdaki bir esnafın dükkanına girerek yüksek oranda maddi zarara uğraması gündem konusu olmuş ve tüm kanallarda bu haberlere yer verilmişti. Tabi esnaf maddi karşılığını film şirketinden karşıladı sonrasında. Buna ek olarak yine bazı tarihi mekânlara zarar vermeleri de eleştiri konusuydu uzunca bir süre. Tüm bu sürümcemelere rağmen merakla bekleniyordu film.

o replikler...


                                                                         Gandalf The Grey

          "Yaşayan pek çok kişi ölümü hak eder, ölülerden bazıları da yaşamı. Ölüm hakkında karar vermede aceleci olma."