Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

29 Kasım 2012 Perşembe

uzakdoğu'da yedi gün

Bir süredir aklımda hep Hong Kong'a gitmek vardı. Uzun süre İngilizlerin yönetiminde kalması ve sonrasında tekrar Çin'e katılmasına rağmen (özerktir) kültürünün Çin'den farklı oluşu, küçüklüğümüzde dövüş sanatları içeren filmleri izlediğimizde merakımızı arttırışı ve tarih boyunca çoğunlukla kendine has Çin kültürüne sahip olsa da yine birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmış olması ile bunun gibi birçok neden içimde bu yarımadayı görme isteği uyandırmıştır. Bununla beraber gerek doğal güzelliği gerekse de kültür çekiciliği ile Tayland her zaman dikkatimi çekmiştir.



Bazı yolculuklar yalnızlıkla daha anlamlıdır, bu yolculuğumun ise bir başkasıyla daha güzel olacağını düşünerek benim gibi istekli bir arkadaşımla yola çıkmaya karar verdik. Sonrasında ilk olarak Türk Hava Yolları'nda uygun bir fiyata Bangkok'a gidiş dönüş biletimizi aldık. Bangkok'tan Hong Kong'a ardından Phuket'e gittikten sonra tekrar Bangkok'a dönüp THY ile geri dönmeyi planlıyorduk.


Bu arada belirteyim, THY, Hong Kong veya Bangkok'a direkt uçuşlar yapıyor, yani aktarmasız, 9-10 saat süren uçuşlar boyunca inanın THY'den çok memnun kaldım. Hizmet kalitesi, yemekleri, ikramları, kurumsal imajı ve her şeyiyle dünyanın her yerine gönül rahatlığıyla gidebileceğinizi söyleyebilirim. Havayollarından konu açılmışken diğerlerinden de bahsedeyim, Hong Kong'a giderken kullandığımız Hong Kong Airlines gayet ucuz, fakat kalitesinden söz edemeyeceğim, Thai Airlines ise en az THY kadar iyi ve iddialı, Bangkok Airlines ise bizim ülkemizdeki orta şeker havayolları gibi desem yeridir.

Bangkok'a iniş yaptığımızda alanın İstanbul'dakinden dahi büyük olduğunu gördük ve tabi çıkış noktamıza herhangi bir yola sapmamamıza rağmen nerdeyse yirmi dakikada vardık. Orada bizi karşılayan arkadaşımızla öncelikle bir şehir turuna başladık. Bu sırada bize bölge hakkında da bilgiler verdi. Tarihi bilgilerle vaktinizi almadan bazı ufak ipuçlarını söyleyebilirim. Mesela bizim kültürümüzde ufak çocukları sevmek için başlarını, saçlarını okşarız. Uzakdoğuda böyle bir davranış karşı tarafı (çocuğu ve anne babasını) küçük düşürecek bir hareket olarak algılanıyor. Yine sürekli olarak gülümsemek ve hiçbir şekilde sinirlenmemek çok önemli. Bu yörelerdeki insanlar hiçbir şekilde sinirlenmiyorlar ta ki karşısındaki kişi ona sinirlenene kadar. Ve bu durumda özellikle Thailand'da herkesin Thai Box, Hong Kong'ta da Kung Fu bildiklerini aklınıza getirerek sakın böyle bir hataya düşmeyin diye öğütlendik. Gerçi ben de azımsanmayacak kadar Kung Fu salonlarına gittim, fakat tabi ki de onlarla boy ölçüşebileceğimi sanmıyordum. Şimdi neden bu söyleniyor, çünkü oralardaki insanların bizi tam olarak anlayamaması veya bazı umursamaz özellikleri bizi çileden çıkarabilir. Bu nedenle öncesinde bizler uyarılıyoruz ki sonunda canımız yanmasın. İnsanları ufak tefek görünse de dövüş konusunda küçümsemeye gelmiyorlarmış.


Mesela bizzat İstanbul trafiğine aşina olan biri olarak ben Bangkok trafiğinde inanılmaz çileden çıktım. Tabi bu ruh halimi taksiciye belli ettin mi diye sorarsanız kat'iyen hayır, çünkü en başında uyarımızı almıştık. Evet trafiği inanılmazdır ve şoförler umursamazdır. (Bu arada trafik her iki ülkede de soldan akmaktadır.) Hiçbir şoför şerit değiştirmeyi denemez ve daima en sol şerit niyeyse boş kalır (son söylediğim Bangkok için geçerli, kendimce şeridin boş bırakılmasının amacını öncelikli araçların hızlı ulaşımı diye düşündüm). Ve yine ilginçtir ki hiç korna sesi duymazsınız. Phuket'te ise motosikletlere dikkat edilmesi gerekir. Orada çılgınca motor kullanılır ve korna çalmama alışkanlıkları başınıza bela olabilir.

Bangkok'ta Mücevher Fabrikasını, belli başlı Buddha tapınaklarını (Yatan Buddha, Altın Buddha, Oturan Buddha), Çin Mahallesini gezdikten sonra kanal turu yaptık. Bangkok gerçekten çok ilginç bir yer. Hemen hemen her bölgesinde büyük gökdelenler ve lüks yapılar mevcut ve yine aynı bölgelerde hatta yer yer bitişiğinde yanıp kül olmuş binalar ya da harabelerle birlikte gecekondular da yer almakta. Bununla beraber kanal gezisinde de Tayland'ın fakir halkının gerçekten hiç de temiz olmayan kanalının bitişiğinde yaşadığını görebiliyoruz. Bu arada şunu da ekleyeyim, Hong Kong, Bangkok ve Phuket'in her birinde sokaklarda gezinirken sürekli olarak kötü kokular yakanızı bırakmıyor. Üçünde de sokaklardaki pişen yemeklerinin yanı sıra Bangkok ve Phuket'te çoğu yerde kanalizasyon kokusunu alıyorsunuz. Biz bu kokuya alışmamaya çalıştık ve çok fazla yaya dolaşmamaya özen göstererek olabilecek en az şekilde kokudan etkilendik.

Bangkok ve Phuket'te ulaşım için taksiler ve tuk tuk denilen buraya özgü araçlar kullanılıyor. Taksiler ülkemize göre gayet ucuz. Hangisini kullanırsanız kullanın kesinlikle ilk olarak pazarlık yapın. Gideceğiniz yeri kesin olarak belirtin ve hangi fiyatı söylerse onun dörtte birini verebileceğinizi iletin. İngilizce konusunda genellikle sıkıntı yaşanıyor, herkes bu dile hakim değil, ama herkes rakamları ve fiyatları ve de pazarlıkla ilgili konuları konuşabiliyor. Çok üst düzey bir dil kullanmadan konuşmaya çalıştığınızda sizi anlayabiliyorlar. En kötü ihtimal ilk söylediği fiyatın yarısına anlaşabiliyorsunuz. (Ben hep ilk söylediğim dörtte birine alabildim, gerçekten.) Zaten anlaşamazsanız o kişiyi bırakıp başka taksiye yönelin çünkü her yerde farklı farklı renklerde taksi var. Bunu yaptığınızda zaten diğer adam peşinizden gelip sizin fiyatınızı kabul ettiğini belirtiyor. Bu pazarlık konusunu alışverişlerde de sürekli kullanmak gerekiyor. Fiyatı belli olan yıldızlı otel ve restoranlar hariç her yerde pazarlık yapabilirsiniz. Taksi konusunda size önerim otelinizin önündeki taksileri kullanmanız. En güveniliri onlar oluyor. Sokaklarda yöresel ve tropikal meyvelerden meyve suyu yapan seyyar satıcılarla sürekli karşılaşabiliyorsunuz. Tabi biz de ilk gün bir deneme yaptık, ve sanırım alışkanlıkla alakalı, pek hoşumuza gitmedi. Bunun dışında sokaklarda birçok şey satan satıcılarla karşılaşabiliyorsunuz. Onlarla hiç diyaloğa girmeden uzaklaşmak en iyisi (tabi gülümsemeyi ihmal etmeden). Çünkü bir kere bir şey sordunuz mu kendinizi yine anlamsız bir pazarlığın içinde buluyorsunuz.

Akşam Sea Food restoranında şöyle bir okyanus balığı yiyerek karnımızı doyuralım istedik. Göze en güzel gelen balığı seçip ızgara olarak pişirmelerini tembihledik. Fakat gördük ki ızgara işini beceremiyorlar, balığın tadı belli ki güzel olacaktı iyi bir aşçının elinde, tabağımızdakilerin içi çiğ gibiydi.


Ertesi sabah bir acele Hong Kong uçağımıza yetiştik ve üç saat sonra vardık. Havaalanı bir ada üzerine deniz doldurularak yapılmış çok ilginç. Burada hızlı tren de mevcut bu nedenle taksiye çok muhtaç değiliz. Konaklama yapmayacağımızdan ilk olarak erken saatte Victoria Tepesi'ne çıkmak ve ayaklarımızın altındaki şehri izleyip manzaranın tadına varmak istiyorduk. Bu şekilde elektronik eşya alışverişine de daha çok vakit ayıracaktık. Tepeye finiküler benzeri bir araçla çıkıyorsunuz ve sanırım her saat kalabalık oluyor. Çok vakit kaybedemeden balık pazarlarından birine uğradıktan sonra bir önceki deneyimimizden dolayı fikrimizi değiştirdik ve yanımızda getirdiğimiz hamur işleriyle açlığımızı yatıştırdık. Sonrasında alışverişe yöneldik.

Hong Kong'ta alışverişlerden vergi alınmıyor ve de zaten üretime yani Çin'e yakın, bu nedenle  önceden bir liste hazırlamıştık ve de bu doğrultuda yönümüzü belirledik. Unutmadan söyleyeyim, çoğu yer korsan diye tabir ettiğimiz ünlü markaların Çin sürümlerini satıyor. Bazı marketlerde kaliteli ve güvenilir ürünler bulunmasına ve ülkemize göre gayet ucuz olmasına rağmen oraya göre pahalı. Bu nedenle gitmeden önce araştırma yapmak önemli. Bizim esnaf diye tabir ettiğimiz dürüst ve gerçek ürünler satan mağazaları araştırmalı. Konsolosluğumuz tarafından önerilen mağazaları tercih etmeye özen gösterin.

Alışverişimizi tam olarak bitiremesek de uçağımıza yetişmek adına tekrar alana dönmek zorunda kalmıştık. Ertesi gün Phuket'teydik. Bangkok ve Hong Kong birer gün yetmeyecek yerler olsa da Phuket'e gözümüz kapalı dört gün ayırmıştık zaten. Ana bölgelerden Patong'taki otelimize yerleştikten sonra kısa bir yürüyüşe çıktık bölge tanıma amacıyla. Uçaklarda yediğimiz yemeklerle idare etmekten sıkıldığımızdan akşam üstü bir İtalyan restoranında karnımızı doyurduk. Ne yalan söyleyeyim bu yörelerin yemekleri pek ilgimizi çekmiyordu, Avrupa yemekleri gözümüze daha çekici geliyordu. Jungceylon alışveriş merkezi ve bu bölgeleri dolaştıktan sonra meşhur barlar caddesine (Bangla Road) girdik. Öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki giren bir daha çıkamayacak gibi. Her mekânın önünde birkaç çalışanı sizi içeriye almaya uğraşıyor ve kendinizi kurtarmaya çalışıyorsunuz. Ayrıca; dünyanın en çok ve sınırsız kadın teşhirinin (hatta erkek de) yapıldığı ülke Tayland olsa gerek. Oraya yakın bir yerde birçok eğitimli hayvanın ve bol ışıkların da yer aldığı FantaSea gösterisi bulunuyor. Kimseden methedici bir söz duymayınca katılmamayı tercih ettik.

Bir sonraki gün tekneyle James Bond adası turuna katıldık. Bu ada, 1974 yapımı The Man With The Golden Gun isimli James Bond filmlerinden birinin bazı sahnelerinin çekildiği ada. Bu nedenle adanın ismi böyle kalmış. Bu turda yine birçok farklı adayı gezme imkanınız oluyor. Ayrıca öğle yemeği ile sınırsız içecek ve meyve ikramı da mevcut. Yemekler her ülke insanının tercih edebileceği şekilde ayarlanmış. Phuket sokaklarında dolaşırken bir yandan da pazarlık yapa yapa en uygun yerden bu tür turları satın alabilirsiniz. Tabi otelinizden de yardım isteyebilirsiniz. Yalnız Phuket'e geldiyseniz özellikle Phi Phi adası turunu kaçırmayın. Phuket'in adaları gerçekten harikulade. Manzaralar müthiş. Okyanus üzerinde gerek normal tekne gerekse hız tekneleriyle yolculuk yapmak da heyecan verici. Herbir tur neredeyse bir gününüzü alıyor. Bir sonraki gün katıldığımız Phi Phi adası turu ise Di Caprio'nun başrolü olduğu The Beach isimli filmin büyük bölümünün geçtiği yer. Gerçekten görülmeye ve orada bulunmaya değer. Arada sırada belli yerlerde durup kanolarla gezme şansı yakalayabiliyor, bazen ise okyanus ortasında duraklayan tekneden atlayarak berrak suda yüzme fırsatı buluyorsunuz. Mercanları rahatça görebilmek de cabası.

Ertesi günü fillerle safari turu yaparak geçirdik ve fark ettim ki filler de gerçekten akıllı hayvanlardan. Hele eğitildiğinde gerçekten neler yapabildiklerine şaşıyorsunuz. Küçüklerden biri armonika çalıyordu ki şaşırmamak elde değil. Fil üstünde gezintiye çıkmak güzel bir deneyim, fakat hiç de öyle safari havası tadamadığımızı belirtmek isterim. Günün kalanını meşhur Patong kumsalında yüzerek ve alışveriş yaparak geçirdik. Sonraki sabah ise önce Bangkok'a ardından da İstanbul'a doğru yolumuza koyulduk.

Her şehirde gerçekten o yörenin çok iyi anlaşabileceğiniz, yer yer sohbet edip yer yer karşılıklı espri yapabileceğiniz insanlarla tanışabilmekle beraber, sizi çileden çıkaracak türde kişiler de tanıyabilirsiniz. Ayrıca dünyanın her yerinden gelen turistlerle de tanışma ve bir şeyler paylaşabilme (özellikle günlük turlarda) imkânı var.

Hatıra olarak bol bol alışveriş, bol bol kaleme alınan şiirlerle beraber bol bol fotoğraf çekerek hafızalarımızdaki yerini sağlamlaştırdık. Herkesin görmesini istediğim yerlere yeni şehirler de eklenmişti artık. Tüm maceraseverlere keyifli geziler...

2 yorum:

  1. Çok ilginç bir gezi olmuş, yazınızı keyifle okudum, paylaştığınız için teşekkürler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet gerçekten ilginç bir deneyimdi, yorum için teşekkürler :)

      Sil