Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

19 Kasım 2012 Pazartesi

Elazığ ve Diyarbakır'lı Kısa bir Güneydoğu Turu

Kısa bir geziydi başlıkta da belirttiğim gibi. Hiç öz de değildi, çünkü ülkemizin hiçbir şehri bu kadar az ziyaret edilmeyi hak etmiyor. En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, vatanımızın her karışını görmeye gidelim. Bunu yaparak güzelliklerimizden haberdar olmuş olur ve en önemlisi nereye ait olduğumuzu daha iyi kavrarız.

İlk önce Elazığ'a gidip ardından Diyarbakır'ı gezecek ve sonrasında İstanbul'a dönecektik. Fakat birlikte yola çıktığım yakınlarımın işleri nedeniyle öncelikle Diyarbakır'a indik, bir gün gezdikten sonra ben Elazığ'a yalnız geçtim çünkü dediğim gibi onların yapacak işleri vardı. Aslında insan yola çıktığı insanları da iyi seçmeli, şimdi aklıma geldi de cidden önemli bir konuyu es geçmişiz. Çünkü bir gün Diyarbakır'da (ilk gün) bir gün de Elazığ'da görüşebildik onlarla sonrasında da yalnız döndüm.

Şaka bir yana (işleri olduğunu önceden biliyordum ve yola birlikte çıktığım için çok memnunum cidden) Diyarbakır'daki ilk günümüzde pek fazla dolaşma fırsatı bulamadık. Zaten uçakla gelinmiş olsa da hissedilen bir yorgunluk söz konusu ki uçağımız yarım saat kadar rötarlı indi. Bunun sebebi sanırım askeri bir konuydu, uzunca bir süre şehrin üzerinde turlamak durumunda kalmıştık. Üzerimizdeki hafif yorgunluk ve açlık hissi bizi öncelikle Ofis semtine gitmeye itti. Bu semt Diyarbakır'ın en gelişmiş ve merkezi bölgelerinden biridir. Havaalanından, aracınızla veya taksiyle en fazla yarım saatte Ofis'e geçebiliyorsunuz. Yalnız yol çalışmalarının da etkisiyle Diyarbakır'da İstanbul kadar olmasa da bir trafik sorunu yaşamanız sürpriz değil.


Ofis'te çoğu yöreye ait yemekler bulunabilse de (özellikle dönerin pek çok yerde bulunması beni şaşırttı) yöresel yemeklere yönelmenizi tavsiye ederim. Açıkçası ben döner yedim, yalnız sadece nasıl yaptıklarını merak ettiğimden. Ardından tabi dönerle doyması mümkün olmayan bünyeye Adana Dürüm takviyesi yaptım. Döner fena değil, ama kebap türüne odaklanmak faydanıza olacaktır çünkü gerçekten hakkını vererek yapıyorlar. En son yaklaşık on sene kadar önce gittiğimden Diyarbakır ilk bakışta bayağı değişikliğe uğramış geldi; daha modernize ve de daha tüketim...




Ayrıca Ofis'te birçok sektörde mağaza bulabilirsiniz. Şehrin meşhur surlarını da şöyle bir gördükten sonra (o konuya sonra geleceğim) yakınlarla vedalaşarak İlçe Otogar'ına geçip Elazığ otobüsü aramaya koyuldum. Şanssızlık bu ya son otobüsü on dakika önce kaçırmışım. Ben de toplu taşıma kullanarak büyük otogara gidip şansımı orada denemeye düşünüyordum ki otobüs durağında beklerken bir adamın beni çağırdığını gördüm. Bana bir taksi çağırmış ve benimle aynı durumda olan bir başka kişiyle birlikte bizi o taksiye bindirerek, yola çoktan çıkmış olan Elazığ otobüsüne yetiştirmesini öğütlüyor taksiciye. İlginçtir, bu beni çağıran adamı ilk kez görüyordum, nasıl bir iletişim ağı varsa birileri ona benim Elazığ'a gideceğimi bir şekilde anlatmış demek ki. O da sanırım otogarda çalışan bir görevliymiş. Her neyse şans bu ya Elazığ'a gidecek bir başka arkadaşla atladık taksiye otobüse yetişmeye çalışıyoruz. Tabi hemen tanıştık muhabbete başladık. Bu arada taksicide anlam veremediğimiz bir sinir var. Bir şekilde yetişmeye çalıştığımız otobüsün şoförüyle irtibata geçebilmiş, adamı bekletiyor bize on beş dakikalık mesafedeki ışıklarda, bir yandan da bizi fırçalıyor. "Siz niye zamanında gelmiyorsunuz otogara, neden bu kadar sorumsuzsunuz, o otobüsteki insanlar sizi beklemek zorunda mı?" Ben bu kadar ilginç bir taksiciye hayatım boyunca rastlamadım. Adam para kazanacak, ama gel gör ki o başka bir konuya odaklanmış. O an tabi biz de karşılık verdik "Madem istemiyorsun götürme bizi," diye, ama yine sağolsun bizi yetiştirdi. Otobüse atlayıp iki buçuk saatlik bir yolculuk sonrasında sağ salim Elazığ'a vardık. Arkadaş Malatya'ya devam edeceğinden onla yollarımız ayrıldı. Bu arada tıpkı İstanbul'daki gibi otobüs firmalarının şehir merkezlerine veya ilçelere servisleri var, ücretsiz olarak götürüyorlar.

Elazığ Merkez'de kuzenimle buluştuk, akşam olduğundan ve de gerçekten yorgun olduğumdan (otobüsle yolculuğu oldum olası sevemedim) eve geçtik. Tabi yemekler, ikramlar derken o akşam iyi bir uyku çektim. Sabah erkenden kalkıp Diyarbakır'dan gelen yakınlarla ve Elazığ'daki diğer akrabamla buluşarak güzel bir yerde kahvaltımızı yaptık. Bir şampiyon kahvaltısı yaptım diyebilirim. Bu benim yakınlar sonra tekrar Diyarbakır'a geçtiler araçla. Ben de kuzenimle gündüz gözüyle bir şehir turuna çıktım. Elazığ'ın merkezi küçük, yürüyerek her yere gidebilirsiniz. Bu şehre gelmeyeli de 20 sene olmuş, çocukken gelmiştim, hatırladığımdan farklıydı şimdi. Caddeleri o zamanlar kaldırım taşlarındandı, kendine has bir havası vardı. Bazı dükkanlara girip çıktıkça net olarak fark ediliyor; teknoloji, biraz da yapacak şeylerin kısıtlı olmasının da etkisiyle insanları ele geçirmiş. İstisnasız her dükkanda (bakkalda bile) bilgisayar var ve herkes bunlara gömülmüş. Sıcaklıklarından şikayetim yok tabi, sanki biraz fazla mı abartmışlar ne?

Akşamüstü Harput'a doğru yola koyulduk. Elazığ'a gelindiğinde Harput'u görmeden olmaz. Tepede bir de 1 TL ile çalışan dürbünlerden var, tüm şehir ayaklarınızın altında paraya kıyıp izleyebilirsiniz. Ben çıplak gözle izledim. Birkaç mekan alternatifi var, canlı müzikli ve etkinlikleri olan mekanlar. Birini seçip ( en kalabalık ve eğlenceli görünenini) mekana dahil olduk. Şimdi söyleyeceğim şey şaka değil. Şarkıcının arkasında orkestra, önünde bilgisayar vardı ve şarkısını söylerken bir yandan da sosyal medyada geziyordu; şarkı istekleri ise chat (çet) programından yapılıyordu. Bu durum tebessüme sebep oldu aramızda.

Ertesi gün ev kahvaltısıyala başladı ve şehrin görülmedik yerlerini keşfetmeyle devam etti. Akşamüstü üniversiteye gittik. İstanbul Üniversite'li olarak Fırat Üniversitesi'ni çok beğendim. içindeki yeni açılmış café (kafe)'ye oturup baya zaman geçirdik. Okulu da gezme fırsatım oldu. Bunun dışında bir günüm daha geçti Elazığ'da. Tüm mekanları ayrıntılı olarak anlatamayacağımdan diğer gezilebilecek yerleri keşfetmeyi size bırakıyorum. Bu arada şehre biraz uzak olan göl kenarındaki alabalık tesislerine gitmenizi de önerebilirim. Stadın arkasındaki saha şehirdeki en iyisi olduğundan tenis severleri de bu bölgeye yönlendirebilirim.

Diyarbakır'a tekrar döndüğünde yine bir akrabamla buluştuk, hemen çok güzel bir yere götürdü bizi ve yöresel yemeklerden yedik. Mekan isimlerini vermek istemiyorum, ama bir iş merkezinin altındaki büyükçe bir restoran olduğunu söylemem yeterli. Aynı mekanın sahibinin ayrıca Diyarbakır Hasanpaşa Hanı'nda kahvaltı kültürünü başlatan kişi olduğunu da belirteyim. Hasanpaşa Hanı'nda gerçekten bir kahvaltı ziyafeti çekebilirsiniz ki aynı zamanda burası Sultan dizisinin de merkez konusu olmuştur. Ancak yemek konusundaki en önemli menü ciğer şiştir. Burada insanlar sabah beşten itibaren ciğer şiş yerler ve gerçekten tavsiye ederim. Sabah olmasa da en azından günün diğer öğünlerinde ve özellikle Dağkapı bölgesinde deneyin derim.

Diyarbakır Surları meşhurdur. Genişlik bakımından dünyada birinci, uzunluk bakımından Çin Seddi'nden sonra ikincidir. Şehir bu surlarla çevrilidir. Surların dışında kalan sokakları da tarih kokar, bu sokakları da gezmek gerekir. Gezilebilecek diğer yerler Hasankeyf, Eğil, cami ve kiliseler.

Yolculuk kısa sürdü, evet gezilecek çok yer var. Ülkemiz zengin, her şeyiyle. Buralar bize ait biz de buralara. Her yere eşit kıymet verebilmek umuduyla...

Keyifli geziler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder