Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

22 Ağustos 2012 Çarşamba

the dark knight rises ile batman yükseldi ve bitti

Çok çok çok gecikmeli bir yazı olduğunun farkındayım. The Dark Knight Rises ülkemizde vizyona gireli neredeyse bir ay olacak, ama nedense inceleme yazısı kaleme almayı kaçırmışım. Bu sene çizgi roman severleri ve çizgi roman değil ama sinema uyarlamalarının müdavimleri için dolu bir yıl olmakta. Marvel ve DC'nin kahramanları sürekli sinemada boy gösterip kıyasıya rekabet ediyorlar. Marvel'in The Avengers'ı bir anda tüm zamanların en çok izlenen 3. filmi statüsüne yerleşti bile. Nolan'lı yeni Batman serisinin ikincisi The Dark Knight 1 milyar $ barajını aşabilmişti, üçüncü film içinse bu biraz zor görünse de hâlâ Çin'de gösterime girmemiş olduğunu hatırlatalım.


Yönetmen Christopher Nolan yeni neslin en sevilenlerinden biri. Bu durumda herkes ondan çok büyük projeler bekliyor ve kabul edersiniz ki herkesi tatmin etmek zordur. Bu da beraberinde abartılı eleştirileri de getirmiyor değil. Zaten bir yerde bir şeyin fanatikleri varsa muhakkak ona karşıt bir grup da oluşur.


Serinin ilk iki filmi izleyenler kuşkusuz Nolan'ın Batman'e yepyeni karanlık bir derinlik eklediğini kabul edeceklerdir. Yine aynı kişiler eğer iyi gözlem yapabilme şansı buldularsa birbirinden farklı temalarda işlendiğini de fark etmiş olacaklardır. İlk filmde süper kahramanların (Superman'i dışında tutarsak) tipik bulunduğu şehri koruma özelliğini (Batman'inki Gotham City) fark edebiliyorduk. Bunu izleyiciye, herhangi bir ülkeye bağlı olduğunu bilincimize yansıtabilecek hükümet ve ordu gibi simgeleri kullanmadan aktarabilmişti. Yani biz sadece o şehhrin yönetim ve güvenlik elemanlarını görebiliyorduk, bu da bize "bu şehre ordu neden müdahele etmiyor?" gibi sorular sordurtmuyordu. Keza ikinci film içinde bu geçerli. Fakat son filmde bunun dışına çıkılmış, yeni düşman Bane karakteri şehirde kanlı bir devrim uyguluyor ve Amerikan ordusunu şehre müdahale edemezlerken bizzat görebiliyoruz. İşte bu durum bizi biraz gerçekçilikten uzaklaştırmıyor değil. ama sonuçta bu bir süper kahraman filmi ve izlerken tamamen başka bir dünyada olduğumuza odaklanarak o koltukta oturmalıyız. Çünkü bu son filmde birkaç mantık hatası daha var ki canınızı sıkabilir.

Oyunculuklar üst düzey. Keza yönetmen Nolan artık kendine kemik bir kadro oluşturmuş ve farklı yapımlarda da bu kadroyu hep görebiliyoruz. Tek tek hepsinden bahsetmeye gerek yok. Bane karakteri tabi ki bir Joker değil. İkinci filmde karşılaştığımız Joker'i oynayan merhum Heath Ledger'ın harikulade olması sebebiyle izleyiciler Bane'den beklediğini bulamamış gibi görünebilir. Lakin Filmin büyük bir bölümünde, yani son bölümlere kadar Bane bana göre çizgi romanlardaki tasvirinin çok çok üstünde bir karizmaya sahipti. Ve de stadyum sahnesindeki seslenişini de beğendiğimi söyleyebilirim. Diğer karakter Catwoman da yine farklı bir şekilde ele alınmış ve ortalamanın hayli üstünde yansıtılmıştır. Anne Hathaway'i pek beğenmesem de kedi kadını başarıyla oynamış.


Yukarılarda bahsettiğim devrim çabalarını gördüğüm kadarıyla Nolan günümüzden esinlenmiş. Henüz izlemeyenler için heves kaçırıcı olmaması adına ayrıntıya girmiyorum, ama şunu söyleyebilirim ki Bane kimine göre iyi tarafta kimine göre kötü tarafta görülebilir. Bu tamamen kişisel dünya görüşlerine göre değişecektir. Ama tabi ki de yıkımın hiçbir türlüsü kabul edilemez. Zaten bu şekilde yansıtılarak kötü taraf belirginleştirilmeye çalışılmış.

Bu filmde yer yer güldüren sahneler de mevcut. Salonda izlerken kahkahayla gülenleri ise abartılı bulduğumu söylememde yarar var. Diyeceğim o ki; hâlâ izlemediyseniz, hâlâ gösterimdeyken seyretmenizi tavsiye ederim.



İyi seyirler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder