Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

30 Ağustos 2012 Perşembe

hakan yel'in "sekiz numaralı vurucu"su

Geçtiğimiz hafta yine geçen yılki fuardan edindiğim kitaplardan biri olan 8ekiz Numaralı Vurucu'yu okumayı tamamladım. Neredeyse bir seneye yakın kütüphanemde sırasını bekleyenlerden biriydi. Kitap, ilk etapta ismiyle ön plana çıkmaya çalışıyor. Belki hatırlayanlar vardır, kitapçılardaki yerini aldığı ilk günlerde toplu taşıma araçlarında da reklamları bulunuyordu. Sonrasında arka kapaktaki tanıtımı okuyunca fantastik gizem ve güncel olayların birleştiği eserlerin sevenlerini kendine çekmeyi de başarıyor aslında:

"Güneydoğu'da otuz yıldır süren savaş özel sektörün ilgisini çekmektedir. Muhalefetten önemli siyasetçiler de devletin bölgede güvenliği sağlama konusunda aşırı yıprandığını düşünmekte, bu konudaki özelleştirmeyi onaylamaktadır. Hükümetin desteklediği "Üstün Asker Tasarısı"nı geliştiren çok uluslu bir şirket, orduyu dağlardan çekilmesi için sıkıştırmaktadır.

Ordu, konuya soğuk baksa da terör örgütünün arşivini taşıyan özel uçağın İran sınırları içine düşmesi elini kolunu bağlar. Arşivin getirilmesi işi şirketin geliştirdiği Vurucu güce verilir. Herkes zaferden emindir.

Ancak hiç kimse, Sekiz Numaralı Vurucu'nun öldürmeden önce düşünmeye başladığından haberdar değildir."


Fuarda yayınevi standlarını gezerken bir bayanla tanıştım ve kendisinin Hakan Yel'in Sekiz Numaralı Vurucu kitabının editörü Hülya Şat olduğunu öğrendim. Kendisiyle yaptığımız kısa sohbetin ardından da kitabı edindim. O günden sonra okuyup bitirmek bugünlere kısmetmiş.

Yazarın önceki kitaplarını okumadığım için diliyle ilgili tereddütlerim vardı. Ayrıca konuyu güzel işleyip işleyemeyeceğinden de emin değildim. Bu hislerle geçen hafta başladım hikayeye. En başta ülkenin doğusundaki dağlardan ve yaşayan halklardan çok kısa betimlemelerle karşılaşıyoruz ve sonrasında o dağda bulunan iki karakterle hikayeye giriş yapılıyor.

Konuya kısaca değinecek olursak, borsada değeri her geçen gün yükselen özel bir askeri teknoloji firması sekiz adet üstün asker tasarlıyor ve orduya bu askerleri pazarlamaya çalışıyor. Ordu bu işe yanaşmıyor gibi görünse de gizli bir uçağın düşmesiyle o uçakta yer alan bir arşivin ele geçirilmesi gibi bir fırsat doğunca, bu askerleri test etmek amacıyla ordu bir deneme görevi veriyor. Eğer başarılı olunursa askerler satın alınacak.

Olayla bu yönde gelişirken bir çok yan karakterle karşılaşıyoruz. Aslında birçok da baş karakter var. Bu durum bizi hikayeden biraz soğutabilir. Bunun dışında anlatım olarak da çok uzun ve nadiren gereksiz olay aktarımları gördüğümü söyleyebilirim. Yani hikaye çok daha farklı ve dolu dolu işlenebilecekken çok az olay çokça sayfayla anlatılmış.


Bununla beraber Hakan Yel bize birçok görüş ve özel bilgi hakkında yorumlamalar katıyor. Devleti yöneten güçler ve bunların farklılıkları, ülkemizdeki istihbarat örgütlerinin kimlere çalıştığı ve ordu içindeki dengeler hakkında tarafsız gibi görünen bilgiler var. (Tabi yine de yazarın belli bir görüşten sıyrılamadan bunlar aktardığını da düşünülebilir.) Bu bize gerçeklermişcesine anlatılanları da kitabın başında hepsinin hayal ürünü olduğunu belirterek belki de kendini garanti altına alıyor.

Ülkemizde bu türü Ahmet Ümit'in tek başına sırtladığını düşünürüm. Bunun bir nedeni de henüz yeterli sayıda yerli yazarın bu türdeki eserlerini okumamış olmamdır tabi. Belki Hakan Yel anlatımına biraz daha gizem katsa ve uzun uzun sayfalara tek bir olay yerine birkaç hareket eklese kendisine eşlik edebilir.

Sonuç olarak biraz ülkede neler olduğundan biraz fantastik unsurlardan biraz da macera barındıran kitabı farklılık olması açısından okumanızı tavsiye edebilirim. Okumaktan hiçbir şey kaybetmeyiz.

İyi okumalar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder