Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

12 Temmuz 2012 Perşembe

canan tan'dan bir "iz"

Canan Tan'ın bizzat önerisiyle edindiğim İz kitabı geçtiğimiz yılın Kasım'ından beri kütüphanemde duruyordu. Bir türlü okuma fırsatı bulamadım. Aslında bu kitabı okuyacak en güzel havamı yakalayamamıştım bu haftaya kadar. Benim de işte böyle bir okuma tarzım var, birbirinden farklı bütün akımları okumayı sevdiğim için hiçbir kitabı ve yazarı ayırmam, fakat aniden başka bir türde kitap okumak da o kitaba hakaret oluyor diye düşünüyorum. Bu nedenle her türü okumaya başlamadan önce o kitabı okuyacak havayı yakalamam gerektiğini düşünürüm.


Yazarın bizzat önerisi dedim; geçen yılki İstanbul Kitap Fuarı'nda geçirdiğim bir güne çok şey sığdırıp her panelden biraz dinleyip, her standa belli bir süre de olsa uğramayı başarmıştım. Bir de kız kardeşimin isteği vardı o gün için benden, Canan Tan'ın imza günü olduğunu da biliyor, benden Piraye kitabını edinip Tan'a imzalatmamı istemişti. Ben de her zamanki gibi kendisini kırmayıp Canan Tan'ın bulunduğu masaya yönelmek için akşama yakın saatleri bekledim, herhangi bir yoğunluk olur da sırada çok zaman kaybetmeyeyim diye. Derken uygun bir zamanda ilgilendiği kimse de yok iken bana eşlik eden arkadaşımla beraber vardık yazarın bölümüne.


Öncelikle şunu belirteyim; sıcak bir elektrik aldım kendisinden. Yüzeysel de olsa hoş bir sohbet gerçekleştirme fırsatı bulduk. Tabi bu sırada kitabı imzalarken notu kardeşimin adına yazmasını rica ettim. Sonrasında benim ne tür kitaplar okuduğumu sordu. Ben de her tür okuduğumu, ama özellikle klasikleri ve karakterle birlikte gizemleri çözdüğümüz romanları okumaktan daha çok zevk aldığımı belirttim. Ve de sonrasında İz kitabı da tarafıma önerilmiş oldu. Kısa bir süre sonra onu da edinip kendi adıma imzalattım tabi.

Kitap hakkında yazmadan önce bir tanıtım yazısına göz atalım önce derim ben:

"Yakın çevremizde benzerlerini görebileceğimiz gerçeklikte bir baba-kız öyküsü... Babasına hayran Verda, hatta âşık. Biricik kahramanım diyor onun için. Ne var ki, yıllar önce annesiyle babasının boşanmasından sonra ayrı düşmüşler birbirlerine. Çatışmışlar, çelişmişler ama sevgileri içten içe hep sürmüş. Kariyerinde zirveye ulaşmış ünlü avukat Vedat Karacan'ın intiharıyla başlıyor öykü. Bu beklenmedik ölümün ardında yatan gizi çözmek Verda'ya düşmektedir. Geriye dönüp baktığında yüzleştiği keşke'leriyle, pişmanlıklarıyla ve içini kavuran devasa bir özlemle sürecektir babasının izini... Minicik çocuk ellerimi avucunun içine hapsettiğinde, yüreğim yüreğinde eriyordu babacığım. Parmaklarım büyüdü diye mi tutmuyorsun artık ellerimi? Keşke hep küçük kalsalardı... Ne oldu da ayrıldı ellerimiz baba? Hiçbir zaman soramadım bunu sana. Sormak istediğimde fırsat olmadı, fırsat olduğunda cesaretim... Soluk soluğa okuyacağınız, farklı bir Canan Tan romanı..."


Canan Tan'ın okuduğum ilk kitabı oldu İz. Kitabın ilk bölümünde hemen bir intihar haberi alıyor baş karakter Verda; babasının intiharı. Sonrasında kendi iç hesaplaşmalarıyla birlikte yola koyuluyor. Taziye evi için Ankara'ya gelişiyle babasının intihar nedeni üzerine de yavaştan düşünmeye başlıyor ve bu konuyu çözmeye karar veriyor, bıraktığı izleri takip ederek -öyle çok iz yok aslında-. 

Verda geçmiş hakkında da çokça bilgilendiriyor bizi; kah mutlu kah hüzünlü. Geçmişte yaşadıkları, anne babasının ayrılığı, sonrasında iç dünyasında yaşananlar, Bülent ile evliliği ve oğlu Kaan, babası Vedat, annesi Semra ve diğerleri... Ayrıca öbür karakterleri de Verda'nın gözünden analiz etme imkanı buluyoruz. Kocasıyla babası arasında kurduğu benzerlikleri de unutmamak gerek.

Babası gibi avukat olan Verda, Vedat Beyin son davasını da bir hayli inceliyor. Bunlardan başka sık sık yemek tarifleri, yer yer doğa betimlemeleri de eksik olmuyor. Bir şeyin de altını çizmek gerekir; Canan Tan'da da -en azından okuduğum bu kitabında- tıpkı Elif Şafak'ta olduğu gibi bazı anlatımlarda feminist yaklaşımlar gözlemledim.

Bana göre olumsuz diyebileceğim bir nokta var ki, zamanlar ve cümlelerdeki zaman kullanımları. Cümleler yani Verda'nın gözünden olayların anlatımı genellikle şimdiki zaman kullanılarak yapılmış, bazen geçmiş zamanlısı da var. Fakat bence burada bir karar verilmeliydi, olaylar şimdiki zamanda mı geçiyor yoksa geçmiş zamanda mı? Yanlış anlaşılmasın, Verda geçmişi anlatırkenki kullanılan 'di'li veya 'miş'li geçmiş zamanlardan bahsetmiyorum, olmakta olan olay örgülerinde, söylediğim gibi iki kullanım da mevcut, belki bir başkasına göre bu anlatım daha iyidir, tabi ki de tercih meselesi.

Son olarak bir ekleme daha; okuyucunun zaman zaman duygulanabileceği bölümler de yer alıyor romanda.

İyi okumalar...

4 yorum:

  1. canan tanın tarzını pek sevmem ama iz benim de merak ettiklerimden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bana da Tan'ın en iyi kitabı olduğunu söylüyorlar. Belki de bir şans verilebilir.

      Sil
  2. Ben de Çok sevmem yazarı ama birkaç kitabını okudum.İz de bunlardan biriydi.Dediğiniz gibi o zaman çekimi bana da bir garip gelmişti evet baba kavramından çok uzak olan beni de duygulandırdı zaman zaman aama dediğim gibi Canan Tan' ı çok çok seviyorum dersem yalan olur:) Keyifli okumalar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Açıkçası bir tek İz'i okudum ve diğerlerini merak etmiyorum. Belki Piraye'yi okumayı düşünebilirim.

      Sil