Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

13 Şubat 2012 Pazartesi

öznellik yansır

Bir insanın kendisini diğer insanları bildiğine oranla daha iyi tanıması beklenir. Bu normal olandır, olağandır. Kendimizi diğerlerinden farklı veya onlarla aynı görmemiz, onlara göre bir gruba koymamız ya da onları kendi kişiliğimize göre gruplara ayırmamız bir nevi hayatı yaşayış tarzımızın hem yansıması hem de sonucudur. Ama yeryüzünde kendini yeteri kadar bilmeyen, gerçek kendini tanımayan insanların var olduğu da bir gerçek. Diğer taraftan, diğer insanları çabuk sevenlerin ve kolay kolay beğenmeyen insanların ortak noktaları da vardır. Bunlardan biri de bu diğerlerine karşı olan yargılarının, ilk önce kendilerine karşı oluştuğu gerçeğidir. Yani kişi diğerlerini kolayca sevebiliyorsa bu kendini her daim sevebilmesinden ileri gelir -böbürlenme değil, gerçek sevgi- ya da insanların kişiliklerini veya yaptıklarını kolayca beğenmiyorsa bunun nedeni olarak kendi yaptıkları için de her daim doyuma ulaşmamış olmasını, kendisini de her koşulda beğenmediğini düşünebiliriz.


Okuduğu çoğu kitaptan tam anlamıyla etkilenmeyen bir yazar, kendi eserlerinde de bir yeterlilik göremiyordur, ya da tam tersi. Bazı ressamlar hep daha iyisini çizebilmek, en iyi anı resmedebilmek için sürekli yeni eserler üzerine çalışmışlardır. Çünkü hep daha iyisinin var olabileceğine inanırlardı. Birçoğu belki de en iyi eserini ilk çalışmasında ortaya koydu, ama bunu görebilmek için yenilerini yapmaları gerekiyordu. Bu bir bestekar için de böyledir, diğer tüm çalışmalar için de. Yaptığı ilk çalışmada ya da rastladığı ilk eserde tatminliği yakalayabilen kişiler eleştirilmelidir diyemeyiz. Belki de bu özellik kimileri için kıskanılacak bir şeydir.

Bir şeyleri hemencecik sevmenin kaynağı biz isek, yani önce kendi benliğimizle çabucak hoşnut olabiliyorsak, diğer insanları da kolayca sevebileceğimiz fikri kesinlikle yanlış değildir.

Belki de bu iki özelliğin bir birleşimi vardır. Bir şeyleri sevmek, ama bunun yeterliliğini çabuk kabullenmemek gibi. Böylece hep yeni başlangıçlar yapılabilir, bir şey iyiyse veya güzelse daha iyisi de olabilir. Bu düşünceyle hep daha iyisi için çalışmak, kendimizi sarsılmaz kılabilir. Bir mazluma iyilik yaptığımızda, bir insana değer verdiğimizde ya da işimizi iyi yaptığımızda bundan memnun olmamız doğal ve olağandır. Ama daha güzeli, kendimizi yeterli bulma hatasına düşmekten kurtulabilmemizdir.

Bazen bize söylenenlerin sözcüklerden ibaret olmadığını fark etmek gerekir. Sözcükler sadece yazılmak ve okunmak için değildir, bazen ısıtmak, bazen kendine getirmek, bazen de eyleme geçirmek içindir. Şeylere isim verenler sözcüklerse, onları atayan da kişilerdir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder