Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

26 Şubat 2012 Pazar

fetih 1453 sinemayı da fethetti

Tarihimizin en önemli dönüm noktalarından olan ve bir çağı kapanıp yeni bir çağın açılmasına etki eden İstanbul'un Fethi olayı, nihayet Faruk Aksoy'un yönetmenliğinde 16 Şubat 2012'de bir tarihi-savaş filmi olarak sinemalarımızda gösterime girdi ve bir nevi türevlerinin önünü de açmış oldu. Filmi izleyeli birkaç gün oldu, ama sıcağı sıcağına hakkında bir yorum yazmak istemediğimden bu yazı biraz ertelemeli olarak geliyor.

Öncelikle filmin konusunu hemen hemen her yaşta izleyici zaten biliyor. Bu bağlamda filmin zaman zaman sıkıcı gelebileceğini düşünmüş, fakat iyi bir yapım sayesinde farklı bir heyecan içerisinde izleyebileceğimi düşünmüştüm. Nitekim filmin başından itibaren gerçekleşen tarihi olayların kronolojik olarak aktarılarak seyirciyi savaşa sürükleme işinin başarıyla gerçekleştiğini söyleyemeyeceğim. Film için eleştirebileceğim birçok başlık var, fakat böylesine büyük emeklere saygısızlık olarak düşünülmemesi açısından hepsine değinmemeyi düşünüyorum.


Dediğim gibi, bilindik bir senaryo ve bu nedenle seyirciyi salonda tutabilmek için muazzam bir iş çıkarılmış olmalı. Ama böyle bir savaş filmine olan özlem kendi başına izleyiciyi çekmeyi başaracaktı zaten. Bu yüzden reklam işinin çok iyi halledildiğini belirtmek istiyorum. Bir kere Türkiye'deki neredeyse tüm salonlarda tam seans olması da kısa zamanda rekora gitme planının bir parçası gibi görünüyor. Dürüst olalım, İstanbul'un fethini bizim için büyük sayılabilecek bir bütçeyle ve Amerikan türevleri gibi çekildiğinin bilinmesi, başarılı bir reklam stratejisinin (Tüm TV kanallarında ve reklam panolarda bulunması yetiyor zaten) de desteğiyle her halükarda rekoru getirecekti zaten. Bu yüzden izlenme rakamlarını beğeni ile ölçüt olarak görmüyorum.

Filmde biraz Hasan rolündeki İbrahim Çelikkol, biraz da Urban Usta Erdoğan Aydemir dışında bir oyunculuktan söz edemeyiz. Hasan'ın savaş sahnelerindeki aşırı bağırmaları olmasa kendisini daha çok beğenebilirdik. Bu oyuncular dışında gerek Fatih Sultan Mehmet'i canlandıran Devrim Evin olsun, gerekse vezirleri olsun, gerekse de karşı imparator Konstantin (Recep Aktuğ) ve kurmayları olsun, vasatın üzerine çıkamamışlar. Bunlara bir de senaryonun vasatlığı ve diyalogların vasatın çok çok altı olması eklenince elimizde bir tek görsel şölen kalıyor. Diyaloglar öylesine derinlikten uzak ve üstünkörü ki bana çocuk filmlerindeki yapay diyalogları hatırlattı. Hele Fatih'in o güzel akıl hocası Akşemseddin'in yansıtılış komedisi vardı ki, bir an Nasreddin Hoca mı acaba diye düşünmeden edemedim. Böyle olacağına Akşemseddin'den hiç bahsedilmeseydi daha iyi olurdu.

Ben mi yanlış düşünüyorum, yoksa bana katılan olur mu bilmem, sanki istemeden bizim taraf kötü de gösterilmiş. Şöyle ki, bizimkiler namaz kılarken düşman tarafının hiçbir müdahalesi yok, ama kaleleri düşünce Osmanlı askerlerinin içeriye akın ederek kilise çanları esnasında önüne geleni kesip biçme çabası hiç hoş değildi. Yani gerçekte olan böyle yaşanmış olmamalı. Sonunda Fatih Ayasofya'ya girdiğinde halkın korku içinde ona bakması ve iki dakika onu dinledikten sonra yüzlerinin gülmesi de gerçekçi bir yaklaşım değil ki filmde Fatih kendi çocuğunu bile ilk kez savaşa gideceği zaman öperken gidip de Konstantiniye halkının çocuğunu kucağına alıp burnuyla oynamasına izin vermesi bana Bill Clinton'ı hatırlattı. Gene Fatih Sultan Mehmet'in o muhteşem savaş dehası filmde hiç yansıtılamamış, sürekli sadrazam ve diğerlerine bağıran hatta döven bir adam olarak son derece gaddar bir portre çizilmiş, diğer taraftan İmparator Konstantin tüm kurmaylarının konuşmasına izin veren ve fikirlerine değer veren, her ne kadar eğlence düşkünü olarak gösterilse de kendi yoluyla askerlerine moral geceleri düzenleyen, yani bir bakıma onlara değer veren bir lider olarak yansıtılıyor. Öyle ki bizim Sultan Mehmet'in vezirleri tahtın önünde ayakta dikilirken, Konstantin'in adamları onun huzurundaki lüks masalarda yerlerini alıyorlar.


Filmde eleştiremeyeceğim nokta savaş sahneleri. Eldeki bütçe ile yapılabilecekleri sınırlar zorlanarak gerçekleştirilmiş. Tabi ki mantık hataları var, ama onlara değinmek istemiyorum. Sadece Yüzüklerin Efendisi ve Cennetin Krallığı filmlerinden kopya sahneler de barındırdığını söyleyip geçeyim. Şu düşman kumandan Guistiniani ve Ulubatlı Hasan'ın dövüş sahneleri de ülkemiz sineması için üst düzey sayılırdı. Yalnız değnmeden geçemeyeceğim, vücutları sağlam diye de böylesi bir savaşa sıfır kol kıyafetlerle katılmaları biraz absürd. Hadi Guistiani neyse de Hasan'ın koskoca Sultan Mehmet'in huzuruna böyle çıkabilmesi inandırıcı değildi.

Şöyle bir baktım ki alabildiğine eleştirmişim, ama daha bir o kadar eleştiri getirebileceğimi söyleyebilirim. Dahasını söyleyerek bu yapımdaki cesareti görmezden gelmişim gibi bir izlenim oluşturmak istemedim. Bu yapım Cüneyt Arkın filmlerindeki bireysellik üzerine konulu filmleri saymazsak bir ilkti ve bunca eleştiriye rağmen, tüm bunları öncesinden bilerek yine de izlemeye giderdim. Çünkü bunu hak ediyor, bunun nedeni az önce belirttiğim gibi cesaret vermek. Böylece daha iyilerinin de önü açılacaktır. Kim bilir ileride bir Çanakkale Savaşları filmi seyretme imkanı buluruz. Umarım gelecekte seyirci kaygısı güdülerek bir çalışma yapılmaz ve daha iyilerini izleyebiliriz. Zaten filmin ismi seyirciyi çekiyor.

Mutlaka gidin, iyi seyirler...



4 yorum:

  1. ben de kendi blogumda çok daha ağır şekilde eleştirdim filmi ama yani elle tutulur bir tarih filmi yoktu, var mıydı ki, ben ki çok basit bir sinema izleyicisim komedi kıvamında izledim filmi , hele meriç kenarındaki defneli balık sahnesi mahvetti, resmen öldüm:)

    YanıtlaSil
  2. Çok doğru, bir ilk olarak baktığımızda iyi ki yapılmış diyoruz, ama öyle sahneler ve vasat altı diyaloglar var ki kendimi çocuk filminde hissetmedim değil :)

    YanıtlaSil
  3. Filmi izlemedim ama eleştirileri okuduğumda öğrendiklerime ilaveten detaylar üzerinde yaptığınız yorumlar da bilgilendirici oldu. (Misal, Fatih'in çocuğa gösterdiği müsamaha ile Bill Clinton'ı hatırlatması)
    Bir de Çanakkale Savaşları konusunda dediklerinize sadece bir Çanakkaleli olarak değil, bu topraklarda yaşayan bir insan olarak şiddetle katılıyorum.

    YanıtlaSil
  4. Çok teşekkürler. Umarım Çanakkale Savaşları'nı izlerken (ki çekilirse) eleştirecek hiçbir nokta bulamayız ve işte bu deriz.

    YanıtlaSil