Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

25 Ocak 2012 Çarşamba

yüz milyon satan şifrelerin yazarı: dan brown

Bu romanda bahsi geçen tüm sanat eserleri, mimari yapılar, belgeler ve gizli ayinler gerçektir.


Bu cümleyle başlıyor belki de kitabın büyüsü. Öyle ki tüm hikâyeyi ve olaylara yardımcı olan diğer bilgileri tamamen gerçek bir öyküymüş gibi kaptırıveriyorsunuz kendinizi. Dan Brown'un 2003 yılında yayımlanan Da Vinci Şifresi (The Da Vinci Code) romanının öncelikle tanıtım yazısına bir göz atalım:



"Langdon, Paris’te iş gezisindeyken, gece yarısı, Louvre’un yaşlı müdürünün ölü bulunduğu haberini alır. Langdon ve yetenekli Fransız kriptoloji uzmanı Sophie Neveu, cesedin etrafındaki izleri takip ederek bu garip esrar perdesini araladıkça, ipuçlarının onları Da Vinci’nin tablosuna götürdüğünü keşfederler. Büyük usta bu sırrı herkesin görebileceği bir yere, ünlü eseri Mona Lisa tablosunun içine gizlemiştir.
Langdon bu garip bağlantıyı açığa çıkarınca tehlike artar. Cinayete kurban giden müze müdürü de, Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo, Da Vinci ve aralarında diğer ünlülerin de bulunduğu gizli bir kuruluş olan Sion Manastırı Derneği’nin bir üyesidir.
Langdon, aydınlatmaya çalıştıkları bu tehlikeli sırrın yüz yıllardır tarihin derinliklerinde gizlendiğinden şüphelenir. Böylece Paris ve Londra sokaklarında amansız bir kovalamaca başlar. Langdon ve Neveu, kendilerini, atacakları her adımı önceden bilen esrarengiz olduğu kadar da çok zeki olan bir adamla karşı karşıya bulurlar. Eğer bu karmaşık bilmeceyi çözemezlerse Sion tarikatının büyük yankılar uyandıracak bu çok eski gerçeği ebediyen kaybolacaktır."




Kitapla ilgili yazmaya başlamadan önce yazar Dan Brown ile ilgili de birkaç bilgiyi paylaşalım. 22 Haziran 1964 doğumlu Brown, Philips Exeter Akademisi'nden mezun olduktan sonra bir süre İngilizce Öğretmenliği yaptı. 1993'te Haiti'de tatildiyken Sidney Sheldon'ın Türkçe'ye Komplo olarak çevrilen The Doomsday Conspiracy kitabını okuduğunda etkilenmiş ve yazar olmaya karar vermiştir. Ardından Dijital Kale (Digital Fortress) kitabı için çalışmalara koyuldu. Dan Brown'ın şifrelere ve gizli örgütlere olan ilgisi, yatkınlığı daha bu ilk kitabında gözler önüne seriliyor zaten. Daha önce Sidney Sheldon'ın Komplo kitabı aranızda okuyan var mı bilmiyorum, ama iki kitabı da okuyan biri olarak söyleyebilirim ki Brown Komplo'dan fazlasıyla etkilenmiş, senaryo olarak değil, fakat gidişat olarak. Kitapları okuyanlar bunu çok net bir şekilde anlayacaklardır.


Daha sonra sırasıyla İhanet Noktası (Deception Point) ve Melekler ve Şeytanlar (Angels & Damons) kitapları yayınlandı Brown'ın. Bu üç kitabı toplamda 10 bin kadar satabilmişti. Ama bir sonraki romanı onu dünya çapında bir üne kavuşturacaktı.


Da Vinci Şifresi gerek izlenen reklam stratejileri gerekse de Vatikan ve diğer Hristiyan otoriteleriyle yaşanan tartışmaları ve tabi ki de olağanüstü sayılabilecek kurgusuyla bir anda tüm dünyada hemen hemen herkesin elinde görülmeye başlandı. Bu çığ ülkemize de yansımıştı. Yayınlandığı 2003'ten 2009'a kadar 81 milyon orijinal kopya satmasının yanısıra, aynı şekilde daha önceki romanlarının da büyük oranda tanınmasını ve satılmasını sağladı.


Hikayenin ana karakteri Robert Langdon Harvard'ın gerçekte var olmayan Dini Semboloji bölümünün profesörü. Gerçekte var olmayan diyorum çünkü kitabın başında her ne kadar her anlatılan materyal gerçekmiş gibi aktarılsa da bu bölüm gibi gerçekte olmayan birkaç şey mevcut senaryo içerisinde. Mesela Louvre'da hırsızlara karşı tasarlanan ve müzenin tavanından düşen demir parmaklıklar bulunmuyordu, fakat kitabın daha ilk bölümünde yine böyle bir şey varmış gibi anlatılıyor.


Bunun gibi başka noktalar da var. Kilise ile ters düşmesine neden olan konu ise kitaba göre günümüz Hristiyanlığı'nda yer almaması için geçmişte Roma İmparatorluğu'nca bilgileri silinen, ama aslında geçmişte var olan Magdalalı Meryem'den, yani Hz. İsa'nın bilinmeyen bir eşinden ve ünlü üstat Lenardo Da Vinci'nin Son Yemek tablosunda gizlenmiş bir biçimde resmedildiğinden bahsedilmesiydi. Vatikan bu iddiaları sert bir dille yalanlamış ve inançlı kimselerin bu kitabı satın almamasını istemişti.


Tüm tartışmalara rağmen bunun bir roman olduğu düşüncesiyle okunduğunda büyük bir keyif verdiğini söyleyebilirim. Hatta okuduğum en iyi macera-gerilim eseridir Da Vinci Şifresi. Hikaye boyunca birçok kez sonuca oluşacak gibi oluyorlar ve her seferinde yeni bir maceraya ya da bilinmeze doğru yol alıyorlar. Yazarın diğer kitaplarını da okudum ve Melekler ve Şeytanlar'ın da iyi bir eser olduğu düşüncesindeyim. Yalnız son kitabı Kayıp Sembol için ne yazık ki aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Belki de bende büyük bir beklenti oluşturduğundandır, ama yine de kitabın Amerika'nın geçmişi ve bazı mimari yapıları hakkında bilgi vermekten öteye gitmediğini düşünüyorum.


Sonuç olarak bu kitabı hâlâ okumamış macera-gerilim severleri var ise hiç durmasın bir yerlerden orijinalini edinip okumaya başlasın derim. Korsanı azaltmak için cep boy adında ama boyut olarak hiç de küçük olmayan ve büyüğüne göre daha ucuz olan sürümüne de piyasada rastlayabilirsiniz.


Keyifli okumalar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder