Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

31 Ocak 2012 Salı

az sonra...


          Seni öylesine çok seviyorum ki, senin asla bilemeyeceğinden daha fazla. Bu gerçek; sevgimin hiçbir zaman farkına varamayacak olman, her gün bir parçamı öldürüyor zaten. Ve ben son kalan parçalarımla, sana haksızlık yapan tüm ölü hücrelerime yaptığım gibi sana da veda ediyorum aynı incelikle. Elimden gelen tüm uğraşların, çabaların, çılgınlıkların bile; her ne kadar çaresiz de olsalar, tükendiği bir noktadayım. Belki de şu anda bulunduğum nokta, en başında olmam gereken yerdi. Ama bu zamana kadar denediğim her şey; en yaralı mevcudiyetimden diğerlerine kadar bütün dürüstlüğümle söyleyebilirim, hiç şüphe yok ki sana değerdi.

          En sevdiklerini kaybeden bir insanınkine yakın bir sabır gösterdim, kendi geçmişimi şaşırtmayı başararak. Fakat son altı aydaki tek başarım da bundan ibaret, belki de hayatımın en büyük başarısı; birine derinden bağlanmış olmamın dışında, hem de güneşin, kendisini yetersiz hissettirmesinden dolayı kıskandığı kadınlardan birine. Yaşamım boyunca hasret kaldığım imkânsız hayallerimden biri de buydu, yüzüme güneş yerine senin aydınlığının çarpmasıyla uyanmak… Çok mu umutsuz bir düş?
          Acaba senin hiç özlemini çekip de erişemediğin oldu mu? Peki, bir duyguyu dünya yıkılsa terk etmeyeceğini düşündüğün? Büyüttüğün bir fidanın öldüğü, yetiştirdiğin yemişlerin olgunlaşmadığı veya sıkılmadan dolaştığın bir vadide kaybolduğun, parlak duruşunu hayranlıkla izlediğin bir yıldızın aniden kayıverdiği, büyüdüğün yuvayı terk edip de özlediğin, kırık kanadı ve küçük ayaklarıyla sürünen bir serçeye sevgi ilacını verdiğin, anlamını bilmediğin kelimelerle dolu bir romanda nedeni olmayan çöküşler ve yükselişler yaşayan bir kahramanla kendini özdeşleştirdiğin, küçük bir çocuğa her iyi olacağı yalanını söylediğin, aşk uğruna ölen mecnunların düştükleri sevda ateşlerinin bile bile yanmalarına ağladığın?..
          Bunları ve yaşadığın acı ve mutluluk dolu her anını, benimle olup bana anlatmanı o kadar çok isterdim ki. Kendimi, sana ait olanlarla ve sensizlikle dolu dünyamda o kadar yalnız hissediyorum ki böylesine bir yalnızlığı ne kaplanların kumpasındaki bir yavru ceylan ne de dünyanın en bilge insanı anlayabilir. Öyle bir yalnızlık ki “tek” kelimesi hiçbir şekilde tanımlamayı başarmaya yaklaşamazlar bile. Sadece, gökyüzünde tek bir yağmur damlası kalsaydı, işte sadece onun düşüşünü bekleyen beşerler gibi olurdum, hepsinin hissedeceği duyguların toplamı. Sense o damlayı sahip olan bulutsun, en nadide parçanı kimseye vermek istemeyen. O harikulade yanının bana düşmesini dilemiş olmam, beni çok mu cüretkâr yapıyor?
          Birazdan yapacağım hamlenin tek nedeni, elimden tek gelenin bu olması ve bunun çaresizliğini yaşıyor olmam değil, senin de sonunda beni anlayabilmenin ve sana yaklaşabilmemin elimde kalan tek yolu. Belki de en başında yapılması gereken.
          Bu mektubu en derinimden gelen gerçeklerle, emsali görülmemiş bir aşkla ve bu dünyada sana dokunamamış olmamın ıstırabıyla, var olmayan bir kâğıda yazıyorum. Üzerimde senin dikmediğin bir hırka, onun kapladığı paçavra bir beden… Ve odamdaki duvarda hayalimdeki muhteşem seni resmettiğim bir tablo asılı… Elimden gelse çeker vururum?
          Az sonra hayatı olağanüstü kılan tüm güzellikleri ayaklar altına alacağım. Dünya bana ev sahipliği yaptığına pişman olacak. Sesler, tüm masumluklarıyla onları benim gibi bir alçağın da duymuş olduğuna üzülecek. Renkler, onları görünür kılan ışığa, bana izin verdiği için isyan edecekler. Lezzetli her an, keşke bana hiç akmamış olmayı arzulayacaklar. Tek sevinenler karanlığın arkasında saklanan işbirlikçilerim olacak, bir de şu açgözlü kargalar.
          Sevinin kargalar, bakın, burada karnınızı dilediğinizce doyuracak koca bir et yığını var. O yığının ardında ne yaşlı hisler var, aşılamamış mesafeler ve yargılar var, türlü vicdan azapları var. Onlarla beslenin!
          Ve sonunda sana ulaşmanın yolunu buldum ey ihtirasım. Seni düşünmeye ve sevmeye başladığım şu uçurum, bu ulvî görevi de yerine getirecek. Seni seviyorum, uğruna uçmayı bilmeden boşluğa atlayacak kadar. Umarım güvercinler gibi süzülmeyi hayattaki son tecrübemde öğrenmem ve sana kavuşurum.
          Bu mektuptaki bazı kelimelerin yazılı olduğu alanların diğer kısımlara göre daha ince olmalarının sebebi bu kâğıdın kalitesizliği değil, o kelimelerin gözlerimden süzülenlerle ıslanmış olmalarıdır…
                                                     Yalnızlığı sen dolu bir kalple yaşayan ve hiçbir mecaz
                                                     barındırmayan bir biçimde aşkından ölecek olan…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder