Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

17 Aralık 2011 Cumartesi

son mektup - bölüm 1

          İnsan başıboş düşmeyedursun yollara, kalbinin bir kısmı boş olmayagörsün, bir neden arar her şeyi göze alarak: Benim bir amacım var. İşte bu sebebi bulmak kimi zaman “Baba” demek kadar kolayken, bazen olmayan babaya tutunabilmek kadar zor olabiliyor.
          Sırtladığı dağcılarınkine benzer büyüklükteki çantasının ağırlığını yeni yeni hissederken Aynur, birkaç saattir duraklamayan ince bacaklarının yorulduğunu da artık kabul ediyordu. Durmayı asla istemese de buna mecbur olduğunun farkındaydı. Yürüdüğü taşlı yollar boyunca bir iki kez neredeyse düşecek olmuş, ama gene de mola vermeyi düşünmemişti. Çünkü bu mesele derhal çözülecekti.

          Oturmak için uygun bir yer bakınırken etrafını çevreleyen engin dağların haşmetli dizilişlerinin nedeninin bu yolculuğunda kendisine yardımcı olmasını diledi. Sonra geride bıraktığı ay yüzlü kadını anımsadı; Ah, annem, anneciğim, seni bırakmak zorundaydım. Ondan ayrılmak hayatı boyunca yaşadığı en zorlu andı. Kısa süre sonra dinlenmek için durmaya müsait bir çalılığa varmıştı. Büyükçe bir kayına yaklaşarak çantasını çıkarıp ağacın gövdesine dayadı ve kendisi de hızlıca gövdenin diğer tarafına yaslanarak oturdu. Yüzü terlemekten sırılsıklam olmuştu. Bu sırada ayrılık anı kafasında canlanıyordu.
          Tasarladığı saatte açmıştı gözlerini. Zaten gece boyunca bir an bile uyumamıştı. Saatlerce düşünmüş, dünü, bugünü ve yarını kurcalamıştı beynini. Derken yatağından sessizce ayrılmıştı. Güneşin doğmasına daha birkaç saat var idi. Gardırobunun alt kısmına önceden hazırladığı çantasını tıkmış, üzerini sarkan elbiselerle kaplamıştı; ne olur ne olmaz, annesi görmesin diye. Gitmesine asla izin vermeyeceğini şaşmaz bir biçimde biliyordu.
          Odasındaki tüm materyaller anlamsızca ona bakıyor gibi idi. Şampanya tonundaki krem rengi duvarda asılı duran karmaşık resim tabloları, smokinli oyuncak pandası ile annesinin en güzel resminin yer aldığı çerçeve dilleri olsaydı söyleyecekleri var gibi duruyorlardı.
          Annesinin yaşam sebebi Aynur, yüz yüze anlatamayacağını bildiği nedenlerini, uyandığında görmemesi imkânsız olan bir köşeye bırakacağı notla açıklamaktan başka bir yol bulamamıştı. Kelimelerle arası pekiyi değildi ama kendiliğinden gelmişlerdi bu kez. Yastığını hafifçe kaldırarak altındaki zarfı almıştı. Bir müddet bu örtülü açıklamaya baktıktan sonra derin bir nefes almış ve sonra parmak üzeri adımlarla Zahide’nin odasına doğru yürümüştü. Odanın önüne vardığında, kalbi yerinden çıkıp kendisini kalpsiz bırakmak istercesine her seferinde hızını arttırarak atıyordu.
          Aynur elini, meşe dokulu yüzeyinde eskitme cila uygulamaları bulunan ahşap kapının koluna uzatarak kolu aşağıya indirmişti. Sonrasında kapıyı yavaşça iterek odaya adımını atmıştı. Elindekini hemen, ayaklı aynanın önündeki rafların üzerine bırakmayı düşünüyordu. Girip çıkıverecekti. Ama öyle olmamıştı.
          Karanlıkta ezbere hareket ediyordu. Bunun sonucu olarak, bu saatte aydınlık hiçbir nokta bulunmayan odadaki daha önce yerini beraber değiştirdikleri sandığın ayağına sol ayağını çarpmıştı. O an nefesini tutmuş, hiçbir acı hissetmemişti. Gözleri hemen, kendine dönük olan anneciğinin, Zahide’nin yüzüne yoğunlaşmıştı. Bu zulmette parlamaması imkânsız olan kehribar gözlerini görememişti neyse ki. O uyanmamıştı.
          Kehribar irislerin göz kapaklarının altındaki rahatlığını şimdilik bozmadığı için rahatlamıştı. Tekrar nefes almış, zarfı bıraktıktan sonra daha önce planlamadığı bir şeyi yapmaya karar vermişti. Usulca yaklaşmış, ağır ağır eğilerek dudaklarını uyumakta olan kadının burnuna götürmüş ve bir öpücük bırakmıştı. Bu belki de son öpücüktü Aynur’a göre. Bu nedenle kendini tutamamış, onu uyandırmadan sıvışma planının mahvolabileceğini düşünmemişti o sırada.
          Ardından vakit kaybetmeden hızlı ve aheste odadan çıkmıştı. Birkaç dakika boyunca takındığı sessiz ifadeyle dış kapıyı da kapatmış, ses seda çıkarmadan evden çıkmıştı. Şükür ki annesini uyandırmamıştı.

          Bu anı tekrar anımsamak ona ağır geldi, fakat bunu yaşamasının bir nedeni vardı ve tüm bunlara değmesini umarak içindeki hareket etme güdüsünü canlandırdı. Hava öylesine sıcaktı ki sanki güneşin hesap sorduğu bir gündü bugün. Çantasından havlusunu çıkararak suratından akan terleri silmeye çalıştı. Sonra bir su şişesi çıkardı. Ama şişe bomboştu. Kenara bırakarak bir başkası için çantayı yokladı. Hiç açılmamış bir şişe denk gelmişti eline. Suyunu idareli kullandığından yalnızca bir yudum alarak şişenin ağzını kapattı ve diğer boş olanla birlikte çantasına geri koydu. Aklından şimdilik anıları uzaklaştırarak ayaklandı; zihnen de yorulmak istemiyordu bu uzun yolculuk boyunca; çantasını kolayca sırtına geçirdi ve taşlı, uzun zamandır herhangi birinin geçtiğine dair bir iz bulunmayan patikaya koyularak yürümeye devam etti.
          Yeteri kadar dinlenmediğinin farkındaydı, ama uzun bir süre daha güneşin avantajından yararlanmak için molasını bitirmeye karar vermişti. Kendini bildiği yıllar boyunca babası ile ilgili anlatılanlar, onun doğumundan önce öldüğü gerçeği, artık ona doğru gelmiyordu. Bu gerçek birçok açık bulunduruyordu; bu gerçek bir yalandı.
          Her şey bir yalan. Çünkü benim babam yaşıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder