Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

6 Aralık 2011 Salı

idam üzerine

Siz hiç karınca öldürdünüz mü, tüm masumiyetinizle bile? Peki ölmek üzere olan bir canlının umutsuz çırıpınışlarına şahit olduğunuz mu? İdamı cinayetten ayırıyoruz, çünkü idamda yargılama sonucu oluşan bir ölüm var. Ama sonucunda bir yaşamı bitirmek varsa, aralarında ne tür bir fark olabilir.

Ancak herkes aynı şekilde düşünmüyor. Giyotin de bu nedenle icat edildi. Bu durum kimileri için saçma veya gülünç gelebilir, ama yine de hayalgücü olan herkes onu icat edebilirdi. Buna karşılık ben de diyebilirim ki hapis cezası, ızdıraplar, hatta işkence bu yüzden var. Tüm bunlar insanın yaptığı hatalardan pişmanlık duymasını, belki ruhunu arındırmasını, bugüne kadar yaptığı doğru ve yanlışları görmesini sağlayabilir. Hem bununla beraber kişiyi idam ederek, yaptıklarından ders çıkarmadan, veya cezasını çekmeden hayattan göndermemiş oluruz.


Düşünün, bir hayat hayal edin, orada hiç olmadığınız kadar mutlusunuz. Sevdikleriniz yanınızda onlar için hiç endişelenmenize gerek kalmadan, varlığınız onları, onlarınki sizi tasasız kılıyor. Her şey eski çizgi filmlerdeki özgür kelebeklerin kendi iradeleriyle kanatlarını çırpması kadar masum ve yegâne isteğiniz bunun sürmesi. Öylesine mutlusunuz ki meğer daha önce hiç yaşamamışsınız... Ve sonra bir adam düşünün; körpecik duygularınızın kaynağı olan kalbimizin yemyeşil bahçelerinin toprağını, kendi cehennemini size yaşatmak istercesine, ateşli tohumlarıyla budayarak her güzel şeyi yakıp kül eden, o çizgi romanlarda hiç eksik olmayan kötülük timsallerinden, ruhu ziftle kaplı yenilmez bir adam. Kalbinizin sahiplerini gözünü bile kırpmadan birer birer gözünüzün önünde katleden...

Bu hayalini kurduğunuz hayattaymış gibi değil, şu anki benliğinizle duruma baktığınızda, bu adama verebileceğiniz en kötü, en acımasız, en kesin cezanın; idam cezasının verilmesi istersiniz. Çünkü o bunu hak etti çoktan. Ya o bahsettiğim ütopik yaşamı gerçekten tatmış olsaydınız, bu cezayı verebileceğinize inanıyor musunuz? Ben söyleyeyim; hayır, veremezdiniz. Siz ki hep şanslı olan, sevdikleriyle birlikte iyiliğin hediyesiyle büyüyensiniz. Böyle bir ceza aklınıza dahi gelmezdi. Hatta keşke onun da bu saf, kutsal sudan içmiş olmasını dilerdiniz. Ve çünkü bunu istediğinizde ondan hiçbir farkınız olmayacağını bilirdiniz.

Kabul edelim, size bahsettiğim gibi bir hayat yok, bu yüzden de elinizde kalan mutluluk kırıntılarınızı bile; ne kalmışsa; kaybetmenize neden olan birinin akıbeti için isteyebilecekleriniz hayal gücünüzle orantılı bir şekilde kati ve hazin bir son, kendi iyiliğiniz adına. Bu noktada bir soru sormama izin verin. Ne zaman öleceğinizi biliyor musunuz? Evet, farkındayım ki direkt bir soru, karamsar bir tablo. Hayır siz bilmiyorsunuz. Ama o biliyor. Çünkü siz ona bu lütfu! tanıdınız. Herkes ne zaman öleceğini bilmek isterdi, değil mi? Belki hayatınızda geniş çaplı bir plân oluşturmak ve bu plân çerçevesinde yaşamak için. Ta ki bunu tam olarak öğrenene kadar. O andan sonra sizin için tasarılar yapmak önemsizdir. Tek düşüneceğiniz artık asla yapamayacaklarınızdır...

Kana kan hesaplaşmadan vazgeçerek bu adamın, konulmuş yasalarla yargılanıp cezasını hapishanede çekmesine izin verdiğinizde, işte o zaman ademoğlunu bir üst mertebeye taşıdığınızdan emin olabilirsiniz. Sizin gibilerin sayısı ne kadar artarsa dünyanın ihtiyacı olduğu gerçek mutluluğa kavuşmasına o kadar katkı sağlamış olursunuz. Bu gerçekleştiğinde ise dünyanın sonunu iç hesaplaşmalarınız olmadan göreceksiniz. Nasıl akacağını, nasıl sonlanacağını bilmediğin bir zamanı yaşamak kadar güzel kaç şey sayabilirsiniz ki? Ben söyleyeyim. Sadece bir: Mevcudiyetinize hak ettiğiniz değerin verildiğini bilmek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder