Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

21 Kasım 2011 Pazartesi

istanbul kitap fuarı'nda hareketli ve bereketli bir gün

Son haftam, yılın en önemli edebiyat etkinliklerinden biri olan İstanbul Kitap Fuarı'na yalnızca bir gün katılabilmiş olmamın burukluğunu yaşarken, diğer yandan hiç gidememekten daha iyi olduğunu düşünerek, o günü anımsayarak burukluğumu yatıştırmakla geçti diyebilirim. Neredeyse bir önceki fuardan bu aya kadar fuarı iple çekmiş, her güne belli etkinlikler, imza günleri, söyleşiler planlamıştım; fakat bazen planlarınız tutmayabiliyor, en azından edindiklerine mutlu olmak gerekiyor; e kimileri buna hayat da diyebiliyor. Koca dokuz günden birinde fuara katılabilmeme rağmen olayı iyice tükettim diyebilirim.


Bir kere yalnız gidilmiyor, sizin gibi kitap kokularından başı dönen ve bundan mutlu olan bir arkadaşınızla sözleşmeniz şart; bir iyidir, hatta en güzelidir. Cumartesi günü 12.30'da Avcılar Metrobüs durağında buluştum pek sevgili dostumla. Durağın yaya köprüsünde bir arkadaş görevlendirilmiş, elinde fuar levhası, fuarcıları servise yönlendiriyor. İki dakikalık yürüme mesafesinden ve üç dakikalık da bekleyişten sonra gelen otobüse bindik ve doğruca fuara yollandık. Fuarda neler yapacağımızdan konuşurken dürüst olmak gerekirse konu ister istemez bir önceki akşamki milli maça geldi; o konuda pek anlaşamadık da ortak noktayı bulamadan fuara vardığımızı fark ettik, milli maç havası yerini edebi cümlelere bıraktı, olması gerektiği gibi.

Tüm fuarlarda olduğu gibi öğrencilere bedava olması nedeniyle ödeme yapmadan attık kendimizi içeriye. Ziyaretçiler yavaş yavaş dolduruyordu salonları ki birkaç dakika içinde yürümek imkansızlaşmaya başlamıştı bile. Yayınevleri, telif ajansları, ülke stantları kiraladıkları yerlerini kendi tarzlarına göre dekorlamışlardı. Tabi belli yayınevleri güçleri orantısında büyücek alanlara yayılmış, hatta bir ile yetinmeyip ikişer stant kurmuşlardı. Birkaçına göz gezdirerek Salon 10'a ulaştık. Burada önce onur konuğu Mısır'ın yöresel oyunlarını izledikten sonra Kültür ve Turizm Bakanlığının düzenlediği, Bakan Ertuğrul Günay'ın da katılımcı olduğu “2013 Londra Kitap Fuarı Hedef Pazar Ülke Türkiye” adlı söyleşiyi takip ettik. İlk söz alan Günay genel anlamda Londra'daki fuarın Türkiye için önemini, eserlerin dünyanın en yaygın konuşulan dili olan İngilizce'ye çevrilecek olmasının ülke edebiyatına yapacağı katkılardan bahsetti. Ardından söz alan Alistair Burtenshaw (Uluslararası Kitap Fuarları Türkiye Ulusal Komitesi Koordinatörü) da konuşmasında aynı noktalara değindi.

Bu söyleşiden sonra "Anayasa ve İnsan" konulu söyleşiye yetişmek için Interexpo Salonu'na hareketlendik. Vardığımızda konuşmacılardan yazar İlhan Taşçı söz alalı dakikalar olduğu anlaşılabiliyordu. Türkiye'nin bugünkü durumu ve anayasa ile ilgili konuşmasında yer yer örneklere de yer verdi. Aynı şekilde Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum da anayasanın insanın kazandığı ekmek parasıyla olan ilişkisinden bahsetti. Söyleşi beklediğimizden uzun sürünce diğer konuk Ümit Zileli söz alırken salondan gizlice ayrıldık.

Sıra geldi kitap almaya, imzalatmaya derken aklıma Bilkom'un yarışması geldi. Bir önceki hafta içerisinde Bilkom'un Blogger'lar için düzenlediği yarışmaya başvuru yapmıştım. Hemen daha önceden belirlediğimiz Canan Tan'ın kitabı "İz" ve "Piraye" ile Hakan Yel'in "8ekiz Numaralı Vurucu" kitabını edindik; özellikle 8ekiz yazdım çünkü kitap kapağında da ismi bu şekilde yer almış. Burada bu kitabı almamıza vesile olan kitabın editörü Hülya Şat'tan bahsetmeden geçmeyeyim. Biz Canan Tan'ın kitabını alırken nükteli de olsa kitabı bize öneren ve çok hoş olduğunu söyleyen, hemen ardından da editör olduğunu bu yüzden şakayla karışık önerisini sunduğunu söyleyerek olası bir yanlış anlamayı gideren Şat, sıcakkanlılığı ve sorularıma -bana kalsın- verdiği içten cevaplarıyla bende hoş bir izlenim bıraktı. Doğrusu otobüslerde reklamını gördüğümde ve tanıtımını okuduğumda az da olsa merak uyandıran kitabı o gün almayı planlamıyorduk, sonuçta editörüne güvendik ve bizi yanıltmayacağını biliyoruz.

Kitapları da aldıktan sonra hoş bir sohbetten sonra bizi kelimenin tam anlamıyla ev sahibi gibi karşılayan Bilkom'un ufak Cafe'sine vardık. Şifrelerimi öğrendikten sonra oturdum bana tahsis edilen bilgisayarın başına, konusu önceden belirlenmiş olan yazımı yazmaya başladım. Yazımı tamamladıktan ve siteye ekledikten sonra içecek ikramlarını da kırmayarak dostumla birkaç dakika Bilkom Blogger Cafe'de zaman geçirdik. Ardından sıra Canan Tan ile buluşmaya gelmişti, bu nedenle misafirperverlikleri için arkadaşlara teşekkür ettikten sonra kitaplarını imzalamak için fuara katılan yazar Canan Tan'ı bulmaya koyulduk. Her şeyi özellikle planladım demiştim ya, işte kitap imzalatma anını da öyle yapmıştım. Canan Tan, İskender Pala ve diğer birkaç yazara nazaran daha erken geldiğinden önündeki kalabalığın biteceği saati aşağı yukarı hesap etmiştik. Sonuçta zamanımızı sırada geçirmek işimize gelmiyordu. İşte tam da masasının önünde bir okuru yokken vardık Tan'ın yanına. Kendisinin okurla sıcak iletişim kurduğunu duymuştum, ama o günkü konuşmamız kadar samimi bir sohbet beklemiyordum. Ne tür kitaplar okuduğumuzdan neler yaptığımıza kadar sordu. Tabi bizde pek ayrıntıya girerek kendisini sıkmak istemediğimizden temel noktalara değindik. Onun kitaplarını okumaya nasıl başladığımızı, kendisinden nasıl haberdar olduğumuzu öğrenmek istediğinde belki de daha önce karşılaşmadığı bir cevap verdiğimi söyleyebilirim. Dakikalar sonra birlikte fotoğraf da aldık ve yanından ayrılarak karnımızı doyurmak için yer aramaya başladık. Yemekten sonra da neredeyse tüm stantlara uğradık diyebilirim. Ve hemen hemen hepsinde görevli arkadaşlarla sıcak temaslarda bulunduk, sohbetimizi yaptık. Yeni kitap dostlarıyla tanışmak için daha etkileyici bir yer mi var?


(Bilkom Blogger Yarışması için yazdığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz: http://blog.bilkom.com.tr/?p=40&fb_source=message)

Beni en çok üzen kendisiyle daha önce Yıldız Teknik Üniversitesi'nde tanıştığım Aydın Ilgaz'ın yanına uğrayamayışım oldu. Çınar Yayınları'nın standına vardığımda kendisinin de dolaşmaya çıktığını öğrendim. Daha sonra da uğrayacak vakit bulamadık.

Kısa bir süre Sanat Fuarı'na da uğrayabildik. Ama gün sona ermek üzere olduğundan bir şekilde fuar alanından kopmak zorunda kalmıştık.

Sonuç olarak fuarın ilk gününden çok keyif aldım, birkaç şeyi eksik yapmış olsam da. Ve bir sonraki seneyi heyecanla bekliyoruz. Kim bilir belki yepyeni yazarlarla buluşacağız bu kez, bu kez sizlerden biri olur inşallah.

Keyifli okumalar, keyifli yazmalar...

2 yorum:

  1. Çok içten ve sade bir gezi yazısı olmuş. Güzel yazılarının devamını bekliyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Teşekkürler Yunus Emre, gün be gün yazılarımı yoğunlaştırıyorum, takipte kalın. :)

    YanıtlaSil