Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

3 Kasım 2011 Perşembe

il y a lire et lire... okumak var, okumak var...

Son günlerde, ünlü Fransız yazar ve edebiyat eleştirmeni Jean Guéhenno (1890-1978)'ya ait olan bu sözle pek çok kez karşılaşmış bulundum; derste olsun, sınavda olsun. Son derece basit bir şekilde söylenmiş bir cümle gibi görünse de üzerinde çokça kez düşünülmesi gerektiğine inanmaktayım. Öncelikle bu tezini anlatışını ve verdiği örnekleri inceleyelim derim.


Jean Guéhenno'ya göre birçok kişi, sadece can sıkıntısını uzaklaştırmak için okuyor; içinde bulunduğu zamanı anlatıyor olsa da bu durum günümüzde de geçerliliğini sürdürmekte; tıpkı radyo dinlemek, televizyon izlemek ya da gazete sayfalarına göz gezdirmek gibi. Ve buna ek olarak da diyor ki: "Il y a lire et lire - Okumak var, okumak var." Bu savından bahsederken iki tür okuyucu olduğunu belirtiyor; biri gerçek okuyucu ve diğeri ise budala okuyucu. Tabi budala okuyucuyu doğrudan sıfatlandırmıyor da budalaca okuyanlardan mecazen bahsediyor ve daha sonraki açıklamalarından anlıyoruz ki ikinci tür okuyucuya budala demek istiyor. Daha önce kendisiyle ilgili pek bir fikrim olmamasına rağmen bu tanımını okuduğumda bir eleştirmenden tam da bekleneceği şekilde cüretkârca bir tavra sahip olduğunu gördüm.



Gerçek okuyucu olduğumuzu anladığımız an, Guéhenno'ya göre yalnızca eğlenmek veya kaçmak için okumadığımız, bulunmak için okuduğumuz zamandır. Bu kesinlikle isteyerek gerçekleşecek diye bir kaidesi yok yazarın, kişinin tamamen bilinçsizce bir okuyucu türünden diğerine geçiş yapabildiğini söylüyor. Gerçek okuyucuyu, ne okuduğundan bir şeyler öğrenmek için ne de bilmek, bilgilenmek için ne de diğer profesyonel nedenler için okuyan bir kişi olarak tanımlıyor. Bu kişinin en samimi ve de en ilgisiz şey olduğunu belirtiyor, Joubert'in şu sözüne gönderme yaparak: "Notre sort est d'admirer et non pas de savoir - Kaderimiz hayran olunasıdır, bilinesi değil. (Joubert'in bu sözünün Türkçe çevirisini bulamadım, büyük ihtimal saklı, tozlu raflarda vardır ya da güçlü ama eski bir hafızanın diplerinde, ancak ben bulamadım ve bana kaldınız, ben de biraz hoş bir edebî söz türetmek adına süslü bir çeviri yaptım.)"


Gerçek okuyucu olduğumuz zamanı çok hoş anlatıyor. Bu zamanın, artık salgınla yaşamamak, kendini tekrar tanımak, kendi yolunu seçmek ve kendimizin bir başka sürümüne dönüşmek için kendimizi verdiğimiz bir an olduğunu belirterek bana bir başka Ufuk'a dönüşmenin nasıl bir şey olabileceğini düşündürtüyor. Burada kendimi budala okuyucu yerine koyduğumu düşündürtmek istemesem de henüz kendimi hangi türe oturtabileceğim konusunda emin olmadığımı da söyleyeyim.


Jean Guéhenno'nın okuyucu tanımından daha çok hoşuma giden betimlemeleri ise kitapla ilgili. Kitap tanımı, kitabın bir özgürlük aracı olduğundan bahsediş şekli en az beğendiğim kitaba bile bağlılığımı sorgulamama neden olabilecek türden. Bu konuya girişinde ilk olarak görüntülerin ve seslerin hayatın ardışık anları kadar hızlı geçtiğini söylüyor, lâkin bir kitabın hep kaldığını da. Kitabı önümüze aldığımızda önce dememiz gereken şey evet ya da hayır. Evet cevabını vereceğimizi atlıyor, parmak basmıyor bile. Eskiden bir insanı okumaya alıştırmak için onu sessizliğinden çekmek ve etrafında dönen dünyanın şarkısını ona duyurmak gerekirken, günümüzde onu kendi sessizliğine götürmek, gürültüden kurtarmak, hatta yalnızlığını yeniden inşa etmek gerektiğinin üzerini çizerek, geçmiş ve günümüz arasındaki farkları da önümüze getiriyor. Ona göre kitap zaten bir yalnızlık egzersizi. Bu noktadan sonra sizi biraz Jean Guéhenno ile yalnız bırakmak istiyorum.


"Kişi büyük bir kitap okumaya dursun, yavaş yavaş kitabın kahramanlarıyla özdeşleşmeye başlar, orada vekaleten yaşar. En farkında olduğumuz ve artık hiçbir ilgi, hiçbir fayda için okumadığımız, hayran olmak için hiç değil, tamamen bedava ve kendi benliğinin ötesinde tarifsiz bir sevinç içinde olduğumuz bir ana geliriz. O andan itibaren daha da zor birine dönüşürüz, hayalet yazarları, hayalet işleri artık takip etmeyiz. Gerçek bir kitap en kıymetli şeye dönüşmüş durumda. Bir adam size konuşuyor ve size tam olarak beklediğinizi, söylemeyi istediğiniz ama hiçbir zaman nasıl söyleyeceğinizi bilemeyeceğiniz şeyi söylüyor gibi görünüyor. Bu çok basit ve mükemmel bir şekilde de garip. Sizin de kelimeleriniz olan bu kelimeler, bir çekicilik etkisindenmiş gibi, aniden yeni bir gücün yetenekleri olurlar. Ve de merakla kendinizden yenilenmiş ve başkasına dönmüş olursunuz; olduğunuzdan en ince, en narin, en derin. Yaşamayı isteyeceğiniz, ama bu kadar güzel olabileceğini hayal edemeyeceğiniz bir dünyadasınızdır."


Carnets du vieil écrivain  (Eski yazarın notları)'i elimden geldiğince hem uzatmadan hem de can alıcı noktalarına değinerek tercüme etmeye çalıştım. Umarım bir noktanızdan yakalayabilmişimdir. Okumaya, keşfetmeye devam, kaybolmaya ve tekrar bulunmaya da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder