Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

7 Kasım 2011 Pazartesi

anadolu kartalları 100. yıl şerefine

Cumhuriyetimizin 88. yıl dönümünden bir gün önce, 28 Ekim 2011'de gösterime giren Anadolu Kartalları filmi son günlerde fazlasıyla konuşulmakta. Dürüst olmak gerekirse filmden büyük bir beklentim yoktu, çünkü beklentiye girersem seyrettiğim en iyi filmlerle kıyaslama hatasına düşebiliyorum. Bu da genellikle hayal kırıklığı yaşatabiliyor bana, sinema çıkışında.


Film ile ilgili birkaç noktaya değinmeden önce her zamanki gibi tanıtım yazısını paylaşayım.





"Çocukluklarından beri uçma hayali ile yaşamış beş Harbiye'li: Türk Yıldızları (Uçuş Gösteri Ekibi) arasına katılma hayalini gizleyen, herkesin "doğuştan pilot" dediği, ailenin tek çocuğu Onur...
Onur'la birlikte büyümüş şehit pilot kızı Ayşe,
Belki de uçmaktan çok Ayşe'nin yanında olmak için pilot olmak isteyen Mustafa,
Uçabilmek için her türlü fedakarlığa katlanan Tunç
ve grubun neşe kaynağı Fatih...


Eskişehir Hava Hastanesi'nde detaylı muayenelerden geçerler ve Çiğli Uçuş Okulu'nun sert mizaçlı Filo Komutanı Kemal'in öğrencileri olurlar.


Aylar süren zorlu, stresli ve yorucu eğitimler sırasında birbirlerine destek olurlar. Onur; ilk yalnız uçuşu sonucunda öğrendiği acı habere ve sevgilisi Burcu'nun kendisini terk etmesine rağmen, Kemal Binbaşı'nın desteği ile Uçuş Okulu'ndan mezun olur.


Uçuştan elenen Tunç ve helikopter pilotluğunu tercih eden Fatih ile yolları bir süreliğine ayrılır. Konya ve Ankara'daki zorlu harp eğitiminin ardından Onur F-16 pilotu, Ayşe ve Mustafa ise F-4 savaş uçağı pilotları olmuştur.


Beş arkadaşı yıllar sonra yeniden bir araya getiren şey Uluslararası Anadolu Kartalı Tatbikatı'nda yaşadıkları olacaktır."


Bu tanıtım yazılarını; tecrübeyle sabit; yalnızca filmin giriş kısımlarını veya filmi cezbedici birkaç nokta olarak biliriz. Ama aslında film bu Sinopsis'den ibaret. Yani filmde geçen tüm konu zaten bu kadar(mış).


Bu arkadaşların pilotluk için sağlık durumlarının uygun olup olmadığının belirlenmesi için Hava Hastanesi'nde girdikleri muayeneler ile başlıyor filmimiz. Tabi modern teçhizatların; film boyunca diğer tüm alanlarda olduğu gibi; gözlemimize sunulması, Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. yılı şerefine çekilmiş olan bir filmde bulunması gereken detaylar.


Eminim birçok genç, hatta daha henüz ne olacağını karar vermemiş ufak çocuklar sinema çıkışında pilot olmayı düşleyeceklerdir. Havada süzülmenin kişide yarattığı yoğun fırtınalı duyguları pek fazla betimleyemeseler de yüksek, uçak bakışı görüntüler çoğunluğu etkileyebilmiştir. Ben oyuncularda bu heyecanın yeterince yansıtılmadığı görüşündeyim. Senaryoyla ilgili olmasının dışında oyunculuklar da bu noktada yetersizdi. Belki biraz Ayşe (Özge Özpirinçci)'den böyle bir heyecanı okuyabildik, biraz da helikopter kullanmak isteyen Fatih (Alper Saldıran)'den. Sonuçta naçizane görüşüm, pilot olmayı dileyen biri Türk Yıldızları'nı izlerken en az Ayşe kadar etkilenmeliydi.


Oyunculuklardan söz etmişken filmde en çok Filo Komutanı Kemal (Engin Altan Düzyatan)'in rolünü iyi kıvırdığını söyleyebilirim. Bir de iki sahnede görülen Türk Yıldızı Binbaşı rolündeki Ersin Duymazlar'ı beğendim.


Senaryoda yer alan hitap şekilleri olsun, görev yerlerindeki dikkatli detaylar olsun, pilotla merkezi üs arasındaki iletişimde kullanılan terimler hep gerçekçiydi ki zaten öyle. Filmin çekildiği mekânların gerçek olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım. Filmde de gördüğümüz üzere birçok ülkeden tatbikat yapmak için bizim sahalarımızı kullanmaya gelen hava kuvvetleri var. Bu da ülkemizin bu açıdan yeterli olduğunu gösterir nitelikte.


Ben açıkçası senaryoyu yetersiz buldum, fazlasıyla hem de. Böylesine güzel bir konu çok iyi bir konuya ve kurguya sahip olmalıydı. İzlerken film değil de Hava Kuvvetleri belgeseli izlediğimizi düşündürtüyor ki temelde amaç bu anladığım kadarıyla. Çünkü belirttiğim gibi Türk Hava Kuvvetleri'nin 100. yılı şerefine gerçekleştirilen bir yapım. Öyleyse bir belgesel olduğuna dair tanıtımlar yapılmalı ki izleyiciler kandırıldığını düşünmemeli. Ben şahsen filmin etrafında döndüğü genç arkadaşlar arasında bir anlaşmazlık çıkmasını ve bu nedenle de eğitim veya gösteri sırasında uçarken birbirlerini tehlikeli bir şekilde taciz etmelerini beklerdim. Sonunda da yabancı hava kuvvetleri ile yapılan tatbikatlarda birbirlerinin arkalarını kollamaları bağlayıcı sahnelerden olabilirdi. Tabi bir tanıtım filmine göre verdim bu basit örnekleri. Eğer ki bize sandırılan üzere bir aksiyon-macera filmi olsaydı bambaşka bir senaryo türetirdik kalemimizden, hiç şüphe yok.


Sinemadan çıktığımda herhangi bir finali olmayan bir filmi izlediğim için biraz buruktum, fakat Hava Kuvvetleri hakkında bilgilendiğim ve göğsümüzü kabartacak yetenekte pilot ve teknisyenlere sahip olduğumuzu hatırladığım için de memmun olduğumu belirteyim. SoloTürk gösteri ekibini özellikle çok beğendim ki sene içerisinde bu gösterinin videosunu izleme imkanı  bulabilmiştim. SoloTürk özel yapımı F-16 savaş uçağı da filmde yer almakta. Daha önce görmediyseniz tasarımı çok hoşunuza gidecek. Yalnız; yine filme dönüyorum; bu özel F-16'yı kullanma şerefine ulaşmak bu kadar kolay olmamalı. Ya film en az 8-9 seneyi kapsayan bir zamanı anlattı da ben fark edemedim ya da her pilot bu kadar basit yükseliyor. Bu da Türk Hava Kuvvetleri'nde görev alan pilotların büyük bir bölümünün bu uçağı en az bir kez kullanması anlamına geliyor. Bu da anlatmak istediğim basit hatayı açıklıyordur umarım.


İyi seyirler.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder