Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

27 Eylül 2011 Salı

"e"yi gölgelere saklayan yazar: georges perec

İnsanların hayatlarını değiştiren en büyük etkenlerdir; coğrafyalar, kökenler, yalnız bırakılışlar ve elbette ölümler. Şöyle bir düşünün kulağınıza okunan isim hangi dilin anlamlarına çağrı yapıyor, İçinde kaç tane ünlü ve ünsüz harf var.

Bize verilen isimler yerimize soruyor bazı soruları ve bazen de cevaplıyor yarım ağızla. "Ben kimim, geldiğim yer neresi ya da nereye gidiyorum; bana sunulan hayatın anlamı ne; ayrıca gittikçe daha da yaklaştığım ölüme, onu umursamıyormuş gibi sırtımı dönmem neden?" gibi bir çok soruya karşılık gelen deliller belki,  tüm bunlar onun için de geçerliydi.

Aslen Polonyalı kökenli olan, büyük bir savaşın kendilerinde bıraktığı yıkımın izlerini geride bırakıp, yeni bir başlangıç yapmak adına Paris'e göç eden bir aileden geriye kalan bir bir hikayeyi paylaşıyorum bugün. 7 Mart 1936 tarihinde sıradan bir Paris evinde, savaşın göbeğinde, Perec ailesi tüm bu olan bitenlerin dışında birazcık mutluluğu avuçlamak için tek çocuklarını dünyaya getirmeye karar vermişlerdi. Georges Perec'i yani...


Temeli mutsuz atılan bir inşaatın duvarı gibiydi Perec. Büyüdükçe daha da yıkıma yakın bir duvardı onun çocukluğu. Çok hüzünlü bir hikâyenin üzerine inşa edildi hayatı. Babasını 1940'ta savaşta kaybeden Perec, onu tanıma fırsatını elde edememişti bile ve bundan Nazi rejiminden tutup Fransa'ya, insanları kaosa sürükleyen savaşlara kadar herkesi sorumlu tuttu. Belki de bu yüzden yapılan savaşların hiçbirinin insanların daha iyi bir geleceği için olduğunu görmedi.

1942'de Georges henüz altı yaşındaydı ve işte yine çok erken gelen bir eylülü yaşıyordu. Annesi, Fransız işbirlikçileri tarafından Nazilere teslim edilmiş ve Auschwitz'te Nazilerin toplama kampında kurşuna dizilmişti. Bereket versin halası ortada bırakmadı küçük Perec'i.

Sonra herkes gibi okula başladı. Ama herkes gibi, hayatı normalmiş gibi davranarak okuması imkansızdı tüm bu yaşadıklarının içinde; herhalde okul yıllarındaki sessizliği de bu yüzden... Aslında hiç kimse ona bu sessizliğinin nedenini sormamıştı, o da, hiç kimseye kendisine bahşedilen hayatının bu dramatik öyküsünü anlatma gereği duymamıştı. Neyse ki liseden sonra, Perec, Sorbonne Üniversitesi'nde tarih ve sosyoloji eğitimi almaya başladı ve yine burada okurken La Nouvelle Revue Française ve Les Lettres Nouvelles gibi ünlü edebiyat dergilerinde incelemeleri ve denemeleri yayınlanmaya başladı. Genellikle o dönemin gündelik sorunları üzerinde durdu mizahi bir üslupla.

Ve daha sonra orduya çağrılır Perec. Ordudayken her gün bütün bir parça olarak uyandığına deliler gibi sevinirdi. Ne tuhaf, insan bu duruma üzülmeli mi, yoksa sevinlemi miydi; aklım almıyor hâlâ. Bazı gecelerini kimseye görünmeden ağlayarak geçirirdi. Bunları yazmak istedi; nedense yapamadı; zaten böyle bir şeye de orduda izin vermezlerdi, her şey denetimden geçiyordu çünkü. Neyse ki orduda iki yıl kalıp görevini bitirdikten sonra, "hayat arkadaşım" diye seçtiği Paulette Petras ile evlendi ve yeni bir başlangıç düşüncesiyle umutlu hayaller kurdu. Tunus'a yerleşti ve eşi Paulette burada bir yıl öğretmenlik yaptı. Çift tekrar Fransa'ya döndükten sonra Perec, 1965 yılında Şeyler adlı ilk romanını yazıp Renaudot Ödülü'ne layık görüldü. Ayrıca bu dönemde birçok radyo oyunu yazdı. Perec'in bundan başka bir de kendi romanı Uyuyan Adam'dan uyarlama senaryosu da yönetmen Bernard Queysanne tarafından filme çekildi.

1967 yılında bir edebiyat grubu oolan Oulipo (Potansiyel Edebiyat İşbirliği)'ya katıldı ve grup Perec'i tanıttı. Italo Calvino da bu grubun bir üyesiydi mesela. Yine aynı yıllarda başyapıtı olan Yaşam Kullanma Kılavuzu'nu ithaf ettiği Raymond Queneau ile tanıştı. Queneau'dan çok etkilenen Perec'in 1978 yılında yazdığı bu eser Medici Ödülü'nü kazandı, ancak kitabını ithaf ettiği dostu, kendisine yapılan ithafı görmeden hayata gözlerini yummuştu. Kayboluş adlı kitabını bu dönemde yazarken Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan "e"yi kullanmadan kaleme aldı. Belki böyle bir dostu kaybetmesi, hayata duyduğu o güven duygusunun yeniden sarsılmasına neden olmuştu. Ama ne yazık ki eleştirmenler böyle düşünmekten çok, Perec'i bir kaçık yerine koydu ve neden böyle bir işe giriştiğini sık sık sordular. Çoğu kez yanıtsız bıraktığı bu eleştirilere ve sorulara, bazen Perec, adını hatırlamakla yetindi sadece; çünkü gerçekten de adına dört posta bulunan bir harfti "e" ünlüsü... İşin ilginç tarafı da iddialara göre kitabı eleştirenlerin, Perec tarafından açıklanana dek okudukları kitabın "e" harfi kullanılmadan yazıldığını fark etmemiş olmasıdır. Bu kitaptan sonra da sadece "e" harfini kullanarak yazdığı romanını ise, eleştirmenler, yazarın kendisini bulma arayışında olması olarak yorumlarken, Perec, bunların hiçbirine aldırmadı.

Georges Perec, dili, oyunlar ve bulmacalarla kurulu bir labirentte, çıkışları derin felsefi düşüncelere açılan bir laboratuvara çevirmiştir. Hayattayken oldukça başarı kazanan ve onurlandırılan yazar, 1981 yılında Avustralya'da Quensland Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık dersi verdi. Bu sırada yarım kalan 53 Gün'ü yazıyordu. Ama sigara bağımlılığı yüzünden akciğer kanseri oldu. Ardından Fransa'ya geri dönmek zorunda kalır ve 3 Mart 1982'de hayata gözlerini kapatır.

Her dilin kendine göre has ünlüleri ve ünsüzleri vardır. Bunlar arasından en önemlileri tabiî ki ünlülerdir ve açık söylemek gerekirse "e" hemen hemen bütün dillerde başroldedir, Fransızcada da olduğu gibi. Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan "e"yi hiç kullanmadan, 1969 yılında yazılan Kayboluş adlı 319 sayfalık bu roman, yazarın dehasını ortaya koymaktadır, yani Georges Perec'in. Roman, bir adamın ortadan kayboluşunun hikâyesidir. Bu, kitapla ilgili ilk mucizeydi. Kitapla ilgili ikinci mucize ise, Cemal Yardımcı tarafından yine hiç "e" kullanılmadan, üç yıl süren bir çalışmayla kitabın Türkçeye çevirisinin yapılmasıdır. Sanırım burada Cemal Yardımcı'nın da Perec kadar dehasının olduğunu dile getirmek yerinde bir karar olacak.

Aslında bu romanın sıradışılığı kitabın önsözünden itibaren başlar, desem yeridir. Bu kitabın otuz civarında bölümü var. Düşünün ki kitabı okudunuz ve birine anlatmak zorunda kaldınız. Nasıl anlatmayı düşünürdünüz, siz de hiç "e" harfi kullanmadan mı anlatırdınız, yoksa öylece durup kalır mıydınız?

Açıkçası ben bunu düşündüm, yani yazımı hiç "e" harfi kullanmadan tamamlamayı. Ancak buna zaman ayıramayacak olmamın dışında yazarın adını nasıl telaffuz edeceğimi de oturup kara kara düşünmek istemedim. Kayboluş romanı ile ilgili sözlerimi tamamlamak gerekirse, has yazından yana olanların tat alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt, bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Aslında bir bakıma da bir tür "roman karşıtı" romandır Kayboluş.

5 yorum:

  1. teşekkürler yazı için.yaşam kullanma kılavuzunu okuyorum,başımı döndüren müthiş bir kitap,ve perec'in kara kedisi omzunda muzipçe delice baktığı fotoğrafına dönüp dönüp bakmadan edemiyorum.

    YanıtlaSil
  2. Yaşam kullanma kılavuzu gerçekten de önemli bir eseridir Perec'in. Okumayı bitirdiğinizde diğer kitaplarını da edinmenizi öneririm. Özellikle "Doğdum" çok iyidir.

    YanıtlaSil
  3. Bu çılgın apartmandan çıkasım pek yok,bütün gözlerimle bakmaya çalışıyorum ona.Çıkar çıkmaz yine Perec'le yolculuğa devam:)

    YanıtlaSil
  4. Georges Perec'in "Ücret Artışı Talebinde Bulunmak için Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi" isimli eseri IKSV 19. Uluslararası Tiyatro Festivalinde sahneye uyarlanıyor. Detaylı bilgi için facebook sayfasını takip edebilirsiniz.
    https://www.facebook.com/ucretartisi

    YanıtlaSil