Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

26 Aralık 2011 Pazartesi

binbir yönlü hafiye sherlock holmes

Korkunç bir zekâsı, olağanüstü içgüdüsü, afyon bağımlısı ve ilim irfan sahibi olan dedektif Sherlock Holmes'ın maceralarına 16 Aralık'ta sinema salonlarında bir yenisi daha eklenmiş oldu: Sherlock Holmes: A Game of Shadows. Sir Arthur Conan Doyle'ın kaleminden türeyen Holmes ve yardımcısı Doktor John Watson, yeni çözümsüz cinayet dosyalarını aydınlatarak Profesör Moriarty'nin oyununu ortaya çıkarmaya uğraşmaktalar.

25 Aralık 2011 Pazar

voltaire'den iyimserliğe yoğun bir eleştiri: candide ya da iyimserlik

Geçen hafta içerisinde ünlü yazar ve filozof Volatire'in Candide isimli kitabını okuma fırsatı buldum. Kitap Voltaire'in yaşadığı çağa alaycı bir eleştirisini barındırıyor.


Önce kitabın tanıtım yazısına bir göz atalım:


"Voltaire deyince, başta Candide ya da İyimserlik gelir akla; ve evrensel edebiyatın şaheserlerinden biri de budur. Olabilir dünyaların en iyisi'nde yaşadığımıza inanan saf bir gençtir Candide; iyimserlikle doludur. Bir talihsizlik, sevgilisinden ayırır onu ve yollara düşürür. Voltaire, hemen hemen bütün dünyada dolaştırır kahramanını. Gittiği her yerde de gördüğü, savaştır onun, acıdır, gözyaşıdır... Kötümserleşir.
"Nedir iyimserlik?" diye soranlara verdiği yanıt şu olup çıkar: "İnsanın kötü bir durumda olduğu bir zamanda, her şeyin iyi olduğunu ileri sürmesi çılgınlığı!"
Son olarak, İstanbul'a düşer yolu. Orada, bir Türk köylüsünden, çalışmanın, emeğin erdemlerini öğrenir: "Çalışmak, bizden üç büyük kusuru, can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu uzaklaştırır' der köylü. Buradan kalkıp boş laflara, havada tartışmalara ve gevezeliklere karşı, bulduğu şudur Candide'in: "Bahçemize bakmamız gerek!" Eser, Voltaire'in kaleminden XVIII. yüzyılın bir eleştirisi idi . Kuşkusuz, kötümserdir Voltaire, ama cesaretini yitirmemiş bir kötümser; öyle olduğu için de, eleştirirken, daha iyi bir dünyayı da sezdirir bize. O "daha iyi dünya", gerçekleşmiş değil, aptallıklara daha başkaları eklenmiş halde. Böylece, Voltaire'in eseri güncelliğini sürdürüyor."


23 Aralık 2011 Cuma

"mim"e istinaden ifşa olan yedi gerçek

Blog'daşım O. Ali  nam-ı diğer edebi tutku, hakkındaki 7 samimi gerçeği su yüzüne çıkarmakla kalmamış, bu şerefe birkaç arkadaşla beraber beni de ortak etmiştir. Öncelikle kendisine teşekkürlerimi sunuyor, ardından da benim gerçeklerimden 7'sini paylaşıyorum.


Bu arada arkadaşımın konuyla ilgili yazısına ve diğer paylaşımlara buradan ulaşabilirsiniz: http://edebitutku.blogspot.com/2011/12/hakkmda-7-gercek.html



17 Aralık 2011 Cumartesi

son mektup - bölüm 1

          İnsan başıboş düşmeyedursun yollara, kalbinin bir kısmı boş olmayagörsün, bir neden arar her şeyi göze alarak: Benim bir amacım var. İşte bu sebebi bulmak kimi zaman “Baba” demek kadar kolayken, bazen olmayan babaya tutunabilmek kadar zor olabiliyor.
          Sırtladığı dağcılarınkine benzer büyüklükteki çantasının ağırlığını yeni yeni hissederken Aynur, birkaç saattir duraklamayan ince bacaklarının yorulduğunu da artık kabul ediyordu. Durmayı asla istemese de buna mecbur olduğunun farkındaydı. Yürüdüğü taşlı yollar boyunca bir iki kez neredeyse düşecek olmuş, ama gene de mola vermeyi düşünmemişti. Çünkü bu mesele derhal çözülecekti.

11 Aralık 2011 Pazar

yapasım var...

Tüm bilinmeyenli denklemleri çözüp, "x"i yalnızlıktan kurtarasım var...

6 Aralık 2011 Salı

idam üzerine

Siz hiç karınca öldürdünüz mü, tüm masumiyetinizle bile? Peki ölmek üzere olan bir canlının umutsuz çırıpınışlarına şahit olduğunuz mu? İdamı cinayetten ayırıyoruz, çünkü idamda yargılama sonucu oluşan bir ölüm var. Ama sonucunda bir yaşamı bitirmek varsa, aralarında ne tür bir fark olabilir.

Ancak herkes aynı şekilde düşünmüyor. Giyotin de bu nedenle icat edildi. Bu durum kimileri için saçma veya gülünç gelebilir, ama yine de hayalgücü olan herkes onu icat edebilirdi. Buna karşılık ben de diyebilirim ki hapis cezası, ızdıraplar, hatta işkence bu yüzden var. Tüm bunlar insanın yaptığı hatalardan pişmanlık duymasını, belki ruhunu arındırmasını, bugüne kadar yaptığı doğru ve yanlışları görmesini sağlayabilir. Hem bununla beraber kişiyi idam ederek, yaptıklarından ders çıkarmadan, veya cezasını çekmeden hayattan göndermemiş oluruz.

27 Kasım 2011 Pazar

biz seninle

körpecik duygularımızla sevmeyi
şaşmaz yasalarla düzenleyip de
aşk dediğimiz şeyi aslında
yanlış tanımladık biz seninle

25 Kasım 2011 Cuma

sanatçı gözüyle bakabilmek

Herkes az çok bilir; belki... Ama bazen, bazı şeyleri daha duru görmek ya da daha iyi kavramak için var olunan ortamdan, yaşanılan toplumdan şöyle bir uzaklaşmak ve olaylara öteki pencerelerden bakmak gerekir.

Bir gün Guernica'da ağlayan insanları ve savaşın yol açtığı felaketi resmeden Picasso'nun atölyesine bir Alman komutan uğrar. Tabloya uzunca baktıktan sonra ressama, "Bunu siz mi yaptınız?" diye sorar. Picasso yanıt verir. "Hayır, bunu ben değil, siz yaptınız!"

21 Kasım 2011 Pazartesi

istanbul kitap fuarı'nda hareketli ve bereketli bir gün

Son haftam, yılın en önemli edebiyat etkinliklerinden biri olan İstanbul Kitap Fuarı'na yalnızca bir gün katılabilmiş olmamın burukluğunu yaşarken, diğer yandan hiç gidememekten daha iyi olduğunu düşünerek, o günü anımsayarak burukluğumu yatıştırmakla geçti diyebilirim. Neredeyse bir önceki fuardan bu aya kadar fuarı iple çekmiş, her güne belli etkinlikler, imza günleri, söyleşiler planlamıştım; fakat bazen planlarınız tutmayabiliyor, en azından edindiklerine mutlu olmak gerekiyor; e kimileri buna hayat da diyebiliyor. Koca dokuz günden birinde fuara katılabilmeme rağmen olayı iyice tükettim diyebilirim.

9 Kasım 2011 Çarşamba

son mektup - giriş


          Birkaç saattir uyanık olduğu halde yatağından kalkmamış, önündeki zarftan gözlerini alamamıştı. Zarfın içindekinden açık bir izahat ummuyordu. Belki rahatlatıcı ufak bir not iyi düşünmesini sağlayabilirdi.

yapasım var...

Geleceğe dair hayallerimi, geçmişe ait anılara dönüştüresim var...

7 Kasım 2011 Pazartesi

"umut: düş mü, gerçek mi?", kitap fuarı yaklaşıyor

TÜYAP - Türk Yayıncılar Birliği işbirliği ile 30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 12-20 Kasım 2011 tarihleri arasında bizlere kapılarını açmaya hazırlanıyor. Açılışını Mısır ve Türkiye'nin kültür bakanlarının yapacağı İstanbul Kitap Fuarı'nda yine son derece önemli yerli ve yabancı yazarlarla birlikte gerek yurt içi gerek yurt dışından birçok yayınevi ve telif ajansları ile buluşabileceğiz. Ana tema da "Umut: Düş mü, Gerçek mi?" olarak belirlendi.

anadolu kartalları 100. yıl şerefine

Cumhuriyetimizin 88. yıl dönümünden bir gün önce, 28 Ekim 2011'de gösterime giren Anadolu Kartalları filmi son günlerde fazlasıyla konuşulmakta. Dürüst olmak gerekirse filmden büyük bir beklentim yoktu, çünkü beklentiye girersem seyrettiğim en iyi filmlerle kıyaslama hatasına düşebiliyorum. Bu da genellikle hayal kırıklığı yaşatabiliyor bana, sinema çıkışında.


Film ile ilgili birkaç noktaya değinmeden önce her zamanki gibi tanıtım yazısını paylaşayım.



3 Kasım 2011 Perşembe

il y a lire et lire... okumak var, okumak var...

Son günlerde, ünlü Fransız yazar ve edebiyat eleştirmeni Jean Guéhenno (1890-1978)'ya ait olan bu sözle pek çok kez karşılaşmış bulundum; derste olsun, sınavda olsun. Son derece basit bir şekilde söylenmiş bir cümle gibi görünse de üzerinde çokça kez düşünülmesi gerektiğine inanmaktayım. Öncelikle bu tezini anlatışını ve verdiği örnekleri inceleyelim derim.


Jean Guéhenno'ya göre birçok kişi, sadece can sıkıntısını uzaklaştırmak için okuyor; içinde bulunduğu zamanı anlatıyor olsa da bu durum günümüzde de geçerliliğini sürdürmekte; tıpkı radyo dinlemek, televizyon izlemek ya da gazete sayfalarına göz gezdirmek gibi. Ve buna ek olarak da diyor ki: "Il y a lire et lire - Okumak var, okumak var." Bu savından bahsederken iki tür okuyucu olduğunu belirtiyor; biri gerçek okuyucu ve diğeri ise budala okuyucu. Tabi budala okuyucuyu doğrudan sıfatlandırmıyor da budalaca okuyanlardan mecazen bahsediyor ve daha sonraki açıklamalarından anlıyoruz ki ikinci tür okuyucuya budala demek istiyor. Daha önce kendisiyle ilgili pek bir fikrim olmamasına rağmen bu tanımını okuduğumda bir eleştirmenden tam da bekleneceği şekilde cüretkârca bir tavra sahip olduğunu gördüm.

31 Ekim 2011 Pazartesi

bir deniz kızı

deniz'in gözleri vardı simsiyah
gecenin karanlığında aralanıyordu;
parlıyordu, deniz'in gözleri
kocaman elleri vardı,
yosunlarda gizlediği öfkesiyle...
çalkalanıyordu deniz, öfkeliydi;

26 Ekim 2011 Çarşamba

Van için Herkes Tek Yürek!

Van Depremi'ne duyarlılık gösteren ve zor durumda olan depremzedelere yardım elini uzatmak isteyen vatandaşlarımız için bir liste hazırladık. Aşağıdaki kanallardan dilediğinizi seçerek yardımlarınızı en kolay şekilde Van'a ulaştırabilirsiniz:

1. KIZILAY
2868'e tüm operatörlerden boş bir SMS göndererek Kızılay'a 5 TL bağışta bulunabilirsiniz.

Ayrıca havale yoluyla destek olmak isteyenler, tüm bankalardaki "Türk Kızılayı" hesaplarından bağış yapabilir. Ayni bağışlar Türk Kızılayı lojistik merkezleri ve şubeleri tarafından kabul edilecektir. Tüm Kızılay şubelerinin iletişim numaralarını buradan öğrenebilirsiniz.

9 Ekim 2011 Pazar

izmir saat üç... nobel yıl on sekiz...

İsveçli ünlü şair Tomas Tranströmer, 1993'ten beri her yıl aday olduğu Nobel Edebiyat ödülünde sonunda muradına erdi ve sürpriz bir şekilde ödülü kazandı. Öyle ki kendi anavatanında düzenlenen ödül töreninde kendi vatandaşları dışında kazanmasına ihtimal verilmiyordu. (Zaten genelde tahminler tutmaz.) Nitekim şöyle bir diğer adaylara baktığımızda işi gerçekten de zordu.

Örneğin İsrailli yazar Amos Oz, Filistin ile İsrail arasında barışın hüküm sürmesi için büyük çabalar sarf etmekte. En bilinen eserleri Türkçe'ye de çevrilmiş olan Aşk ve Karanlık ile Kara Kuru: Gecikmiş Bir Aşkın İtirafı romanları kendisinin dünya çapında tanınan bir edebiyatçı olmasını sağlamıştır. Bu nedenle bu seneki en güçlü adaylardan biri olarak gösterilmekteydi.

29 Eylül 2011 Perşembe

yapasım var...

Hayatım boyunca tanıdığım tüm insanları bir salona toplayıp, benden götürdüklerini geri alasım var...

27 Eylül 2011 Salı

"e"yi gölgelere saklayan yazar: georges perec

İnsanların hayatlarını değiştiren en büyük etkenlerdir; coğrafyalar, kökenler, yalnız bırakılışlar ve elbette ölümler. Şöyle bir düşünün kulağınıza okunan isim hangi dilin anlamlarına çağrı yapıyor, İçinde kaç tane ünlü ve ünsüz harf var.

Bize verilen isimler yerimize soruyor bazı soruları ve bazen de cevaplıyor yarım ağızla. "Ben kimim, geldiğim yer neresi ya da nereye gidiyorum; bana sunulan hayatın anlamı ne; ayrıca gittikçe daha da yaklaştığım ölüme, onu umursamıyormuş gibi sırtımı dönmem neden?" gibi bir çok soruya karşılık gelen deliller belki,  tüm bunlar onun için de geçerliydi.

Aslen Polonyalı kökenli olan, büyük bir savaşın kendilerinde bıraktığı yıkımın izlerini geride bırakıp, yeni bir başlangıç yapmak adına Paris'e göç eden bir aileden geriye kalan bir bir hikayeyi paylaşıyorum bugün. 7 Mart 1936 tarihinde sıradan bir Paris evinde, savaşın göbeğinde, Perec ailesi tüm bu olan bitenlerin dışında birazcık mutluluğu avuçlamak için tek çocuklarını dünyaya getirmeye karar vermişlerdi. Georges Perec'i yani...

20 Eylül 2011 Salı

malûmu görmek - bölüm 2



          Günler birleşerek haftaları, haftalar birleşerek ayları harcadıkça kalbim, sahip olduğu boşluğun beynim tarafından resmen tanınması için isyan başlatmıştı, en başta dolaşım sistemimde; antikorlar artık çarpışamıyordu bu yabancı düşmanla, isyan solunum sistemime de sıçramıştı; kimi zaman nefes almakta zorlanır olmuştum, bu boşluk yeni bir tatla dolmak istiyordu artık, hiç denenmemiş bir duyguyla; “İhtiyacın olan bu!” diyorlardı hepsi birden bana, hücre duvarı birliği etmişçesine. Vahşi doğada yabancılar hoş karşılanmaz, tehdit olarak görülür ve gereği yapılır, ben de yapmalıydım gerekeni. Ama bir şeyi bilmeliydim; ben vahşi doğanın bir parçası mıydım, yoksa yabancısı mı?

18 Eylül 2011 Pazar

malûmu görmek - bölüm 1



          Nisan soğuğu… O hepimizi oltaya düşüren ay değil miydi, nisan? İşte bu düzenbaz gök titretirken tüm şehri, devasa bir boşluğun kenarında duran ben, benzersiz bir oyunun hain tuzaklarına mı kurban olacağım?
       Tüm kent uzanıyor ayaklarımın altında varlığımdan habersiz, görebiliyorum… Görebiliyorum, terk edilmiş sokakları karanlığın bu en zifiri saatlerinde. Duyabiliyorum, üşütücü rüzgârın vurduğu tenekelerden, camlardan seken ahenksiz sesleri; belki de ben yakalayamadım o ahengi; arınmışken kaba insanların gürültüsünden.
         Bir karar için hiç bu kadar itmemiştim kendimi, taraf tutmamıştım iki zıt yargıdan birine yönelik. Bir yön için istek duymamıştım hiç diğerini yok sayarak düşüncesizce, ikilemde olduğum zamanlarda. Fakat son kapı aşılmak üzere hasımlarım tarafından, bir karar vermeliyim. Birini seçmek gerek.

24 Temmuz 2011 Pazar

zamansız bir yolcuyum

Zamansız bir yolcuyum ben
Hiçbir otobüse yetişemedim zamanında
Geç kaldım hep bir yerlere
Yolum önceden çizilmişti
Kapatılmıştı geçeceğim güzergâhlar
Hayallerim gibi aksak bariyerlerle…


Sokakta geçen son işçiyim ben
Çoğu zaman
Camdan sarkmış teyzelerin konusuyum…
Uzun ve tedariksiz bir yoldan gelmiş
Okul sıralarında
Hayallerini eylemsiz defterine not eden
Kendini hocalarına bir türlü sevdiremeyen
Derse geç kalmış bir öğrenciyim ben


Gelin adayının çeyizini çürütmüş bir güveyim
İbret oldum hep anne sözü dinlemeyen çocuklara
Ne ben sevdim babaları, ne babalar beni…




17 Temmuz 2011 Pazar

insanoğlunun acizliği

Doğrusu insanoğlu acizdir. Acizdir ki hiçbiri kendi ihtiyacını tamamen kendisi karşılayamaz. Bir düşünün, kaçımız kendi diktiğimiz kazağı giyeriz ki o kazağı dikmek için kullanılan iplikleri de başkaları yapmıştır. Ya da kaçımız kendi ekmeğimizi kendimiz açarız ki o ekmeği açmak için gereken unu başkaları elemiştir. Bu eskiden de, ilk çağlarda da böyleydi. İnsan hiçbir zaman kendisi için gerekli olan her şeyi üreten, bulan veya her ne eylem ise onu yapan bir varlık olmamıştır. Hep başka bir mevcudiyete ihtiyaç duymuştur. Hiçbir elde edilmiş beceri, bilgelik, ruhani olgunluk veya doğuştan gelen yeterlilik bunu gerçekleştirmeye kâfi gelmez. Bu da çok açıkça acizliktir.


15 Temmuz 2011 Cuma

harry potter neyi öğrenecek?

Bu hafta sinema salonlarında en çok konuşulan isim, Joanne Kathleen Rowling'in kaleminden türeyen Harry Potter. Kitap macerası 2007'de sonlanan serinin sinemadaki finali geçtiğimiz Çarşamba günü gösterime girmesiyle bizim de görüş alanımıza dahil oldu. Finalin ikinci ve son kısmı olan Harry Potter and Deadly Hallows: Part 2 filmini dün akşam itibariyle ben de izlemiş bulunmaktayım. Görüşlerime gelmeden önce şöyle bir zaman tüneline girelim diyorum.


Serinin ilk kitabı J.K.Rowling imzasıyla 1997'de basıldı, ilk film ise 2001 yılında gösterime girdi. Dile kolay tam 14 yıl. Bu da demek oluyor ki kitabını okuduğunda 10 yaşında olan bir hayran serinin en son yapıtını 24 yaşında izleyecek. Bunu düşününce dahi yaşlandığımı hissediyorum.

10 Temmuz 2011 Pazar

cidden neler oluyor?

Biri medyayı elinde oynatıyor, dediğim dedik kararlar alıp diğerlerini yok sayıyor,
Diğeri çocukluk ediyor, yemin vermiyor,
Ötekisi her seçimde hezimet alıyor, koltuğu bırakmıyor,
Öbürü vatandaşı eşit davranılmadığına inandırıyor, vatanından soğutuyor,
Geri kalanlar dışardan finanse edilerek yalandan parti kuruyor, yazılmış senaryonun diğer parçalarını oluşturuyor,
Bunlar mı ülkeyi yönetiyor?


cité des arts'a konuk olmak

Resim çalışmalarınızı Paris'te gerçekleştirmek ve sergilemek ister misiniz? Ya da heykel yontmayı? Cevabınız evet ise 22 Temmuz'a kadar İstanbul Kültür Sanat Vakfı'na başvurabilirsiniz.


farkındayım...

Ve artık farkındayım;

Farkındayım…
Şu hayatta nelere sahip olsan da
Hep daha başkalarını istersin
Nelere sahip olsan da
Hep kaybetmekten korkarsın.


7 Temmuz 2011 Perşembe

candan erçetin'den aranjman 2011

Onu hepimiz Hazırım albümünün çıkış parçası Sevdim Sevilmedim ile tanıdık. Ardından bir sonraki albümü (Sevdim Sevilmedim şarkısının remix sürümlerini saymazsak) Çapkın ve özellikle bu albümde yer alan Yalan isimli şarkısıyla artık kendisini kabul ettirerek adından söz ettirmeye devam etti, şarkılarını dilimize doladık. Yine Yalan için çekilen ve bir şehirlerarası otobüste geçen klip de dönemine göre oldukça başarılıydı.


6 Temmuz 2011 Çarşamba

2011 Roman, Hikâye ve İnceleme-Araştırma Yarışması (İLESAM-AKÇAĞ)

Roman, hikâye veya inceleme yazan ve eserleriyle kendini tartmak isteyenlere duyurulur. Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) ve AKÇAĞ Yayınevi, edebiyatımıza yeni eserler ve isimler kazandırma ve belki de kayıp yetenekleri bulma amaçlı, İnceleme-Araştırma, Roman ve Hikâye alanında (KİTAP DOSYASI) bu sene içerisinde yapılacak bir yarışma düzenleyeceğini açıkladı.


3 Temmuz 2011 Pazar

tutkuya dair...

Nedir dolu dolu yaşamak ya da tutkuyla sevmek diye kast edilen şey?

Bütün maceraları yaşamak mı, hep eğlenceli bir hayat mıdır… Daha iyi ve güzel anlarla, yaşantılarla geçmesi mi ömrün…

Hangisi ya da hangileri…


Yoksa bunların hiçbiri değil de yücelttiğimiz ve kutsadığımız idealler için hiç durmadan savaşmak mı…

zülfül livaneli'den serenad


Bugün, okumayı tamamladığım Serenad isimli Zülfü Livaneli’nin son kitabını tanıtmaya çalışacağım. Romanı okumayı planlayanların hevesini kaçırmamak için çok fazla ayrıntıya girmeden, yalnızca genel öğelerine değinmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Öncelikle kitabın tanıtım yazısını paylaşalım.


“Roman okumak istiyorsanız…
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.

1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

1 Temmuz 2011 Cuma

ya öyleyse...

Ya ruh eşiniz yanınızda bir yerlerdeyse ve siz onu görmek için fazlasıyla körseniz…
Ya yalnızca o iyi geliyorsa size ve siz farkında değilseniz…
Ya sizi üzenlerin peşinden koşmanız yalnızca sevilme isteğinizse ve siz zaten seviliyorsanız…

Ya öyleyse;

Hep ararsınız kader partnerinizi sis bulutlarının ardında, kendinizden çok uzakta. Hep umarsınız eninde sonunda bulacağınızı onu, alacağınızı yazgınızdan hak ettiğiniz payınızı. Ama hiç düşündünüz mü onun aslında buğulu rüzgârların arasında değil de zaten gözlerinizden yansıdığını?



30 Haziran 2011 Perşembe

"öteki pencere"den bir merhaba

Bir blog sayesinde ne kadar geniş bir kitleyle buluşturabiliriz öteki pencereden bakmanın vereceği rahatlığı? Kimi zaman bu sorunun cevabını arayacağız birlikte, fakat bunun da ötesindeki beklentim şu: Pek çok insandaki hayata edebi yaklaşmanın fazlasıyla ağır ya da sıkıcı geldiğini düşündürten önyargıları yavaş yavaş tüketmek.


Umuyorum ki ulaşabildiğimiz her karakter, yazı sanatına artık bu düşüncelerle yaklaşmayı bırakacak ve belki de kendinden bir şeyler bulacak denemelerde, güncelerde, sohbetlerde ve diğer yazılarda. Blog açmamdaki yegâne sebep bu, bu hiç de hayalperest olmayan yaklaşım. Sizlere güne hayatın heryerinden pencerelerle başlangıç yapmanız için ufak da olsa katkı sağlayabilmek.

Bir sunum olması ve beklentiler oluşturması amacıyla ilk yazımda blog'un yayınlanma gayesinden bahsetmeyi düşündüm. Bir mani olmadığı müddetçe sürekli güncellenen bir kürsü olacak otekipencere. Bir sınırlama olmadan kimi gün bir denemeyi, geziyi paylaşacağım, kimi gün sohbet gerçekleştireceğim sizinle. Bazen bir eser üzerine konuşacağım, bazen de farklı pencerelerden bakan diğer eserlere yer vereceğim. İlerleyen günlerde daha farklı alt başlıklar da yayınlayacağım.