Hakkımda

Fotoğrafım

Ufuk Parlak
Aslında şimdiki zamana yolculuk yapmak için bir zaman makinesi icat edilmeli.
İstanbul Üniversitesi Fransızca Öğretmenliği
http://otekipencere.blogspot.com.tr/
http://www.facebook.com/ufukself

öteki gerçekliklere açılan pencereler

26 Şubat 2017 Pazar

pazartesi gelirken

Pazar günü bitmek üzere ve bu sabah Pazartesi'ye uyanılacak.

Kimimizin "Pazartesi'den itibaren artık ... başlıyorum." dediği, kimimizin "Bundan sonra her Pazartesi ..." cümlesiyle başlayan kararlar aldığı o gün yine geldi çattı. Bir anket var mıdır bilmiyorum ama insanların büyük çoğunluğunun en sevdiği gün Cuma iken en nefret ettiği gün de Pazartesi'dir. Malum, Cuma günü haftasonunun habercisidir ve o gün işin nasıl geçtiği, mesainin nasıl bittiği anlaşılmaz. Ancak ondan daha hızlı geçen, kimimiz için oldu bittiye gelen günler Cumartesi ve özellikle Pazar'dır. Neden derseniz, bunun nedeni tabi ki bilinçaltımızdır. Yoksa hiçbirinizin, tüm günler eşit uzunlukta, 24 saat olduğunu bilmediğinizi düşünmüyorum.

Bilinçaltımız, sevmediğimiz şeyler daha uzun sürüyormuş hissi yaratır. Çok uzatmadan sadede geleyim, iş hayatımız pek eğlenceli geçmiyorsa ki pek çok kişi sevmediği işi dahi yapmak zorunda kalıyor, e Pazartesi de tatilin bittiğini ve tekrar işe gideceğimizi anlatıyorsa, Pazar akşamının buruk geçmesi kaçınılmaz. İşverenler de özellikle ülkemizde çalışanların mutlu olabileceği bir ofis ortamı ve iş tanımı kurgulamakta pek hevesli olmadığından, bunun semeresini Pazartesi çekiyor.

Peki ne yapmalı derseniz, Pazartesi'ye farklı anlamlar yüklemeliyiz. Onu, bizim için daha heyecanlı ve değerli bir güne çevirmek elimizde olabilir. Bir kere Pazartesi, yeni bir haftanın başlangıcıdır. Bir şeylere nasıl başlarsanız öyle devam eder. Yeni başlangıçlar yeni fırsatlar ve imkanlarla başlar. Yeni insanlarla tanışabilirsiniz.


Pazartesi günlerine hevesle başlamak için birkaç tavsiye:

  • Pazar akşamı yarım saat kadar yürüyüşe çıkın. Zihninizi boşaltın, sokakları, insanları izleyin.
  • Akşam yemeğini erken yiyin. Sağlık da iyi hissetmeniz için önemli.
  • Mümkünse eğlenceli bir program izleyin.
  • Uyumadan önce, yarın sabah işyerinde sana neden ihtiyaçları olduğunu, hangi yeteneklerinle bu konumda olduğunu düşünün.
  • Sabah her zamankinden daha erken uyanın. 
  • Güzel bir duş alın.
  • Gazete okuyun, günceli takip edin.
  • İşe geldiğinizde gününüzü planlayın, iş önceliklerinizi sıralayın.
  • Yüzünüzde (şapşal gibi dursanız da) gülümsemeyi eksik etmeyin.

Pazartesi'nin farklı anlamlara gelmesini sağlamak düşündüğümüz kadar zor olmayabilir. Kendimize, hayallerimize ulaşmayı ne kadar istediğimizi sormamız yeterli.

Mükemmel bir hafta dileğiyle...

25 Şubat 2017 Cumartesi

tweet öykü 11

Bu ani ayrılığın ona ne kaybettirdiğini düşünüyordu. Yağmur hızlanınca birden aklına geldi. Ayrılırken şemsiye onda kalmıştı.

20 Şubat 2017 Pazartesi

o replikler...


Babam ve Oğlum

"İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü baba?

14 Şubat 2017 Salı

ata demirer ile yeni bir seri mi geliyor: olanlar oldu




Eyvah Eyvah serisiyle Türk sinemasında kaliteli yapımlara imza atan Ata Demirer, son filmi Olanlar Oldu ile şu sıralar beyazperdede boy göstermekte. Yönetmen Hakan Algül ve Ata Demirer'i tekrar bir araya getiren bu filmi sinemada izlemeye değer bularak geçtiğimiz haftasonu görelim dedik. Doğrusu üst düzey beklentilerim yoktu, bu nedenle yer yer keyifli yer yer vasat bulsam da güzel vakit geçirdiğimi söyleyebilirim.

"Zafer ve annesi Döndü Hanım Ege’nin bir kıyı kasabasında birlikte yaşamaktadır. Yaşı geçmekte olan oğlunun kasabanın güzeli Mehtap’tan ayrılmış olmasına ve hala evlenmemiş olmasına üzülen Döndü, bu gidişata son vermek için harekete geçer. Bu esnada mütevazı teknesinin sorunlarıyla boğuşan Zafer’in yaptığı mavi turda olanlar olur! Zafer ünlü dizi oyuncusu Aslı ile tanışır ve ikili arasında önüne geçilemez bir çekim başlar. Ancak Aslı Döndü Hanım'ın ideal gelini olabilecek midir? Mehtap'ın babası İbrahim'in sinsi planları da Zafer ve ailesinin peşini bırakmayacaktır. Tüm bunların üstüne Aslı'nın eski sevgilisi dde tatile dahil oluverir! Bu tatilde aşk, komedi ve talihsizlikler birbirini kovalayacaktır!"

Başrollerde iki farklı karakteri canlandıran Ata Demirer'e diğer rollerde Tuvana Türkay, Salih Kalyon, Ülkü Duru ve Toprak Sergen kendisine eşlik ediyor. Senaryosunda da Ata Demirer'in imzası var. Filmi izlerken zaten senaryo da kendisinin Demirer tarafından yazıldığını hissettiriyor. Öyle ki, yine şirin bir kasabada geçen komedi yüklü olmadık olaylar zincirine kapılıyorsunuz.
,
İster istemez Eyvah Eyvah ile kıyaslıyorsunuz, bunu siz istemeseniz de filmin atmosferi sizi kıyasa itiyor. Ve bu nedenle de aynı heyecanı bekliyorsunuz. İstediğiniz kahkaha tufanı ya da doyum noktası hiç gelmediğinde de buruk bir tat kalıyor. İşte bu nedenledir ki benim yaptığım hatayı yapıp da hakkında hiç yorum okumadan filme gitmeyin derim. Çünkü bu film atmosfer olarak o şekilde başlasa da, Döndü gibi kasabalı bir büyükannenin Ata Demirer tarafından canlandrılmış olması yüksek komedi izlenimi oluştursa da siz kendinizi bu yanlış kurguya kaptırıp da aynı şeyi beklemeyin. Daha az komedi, daha fazla aşk hikayesi anlatan bir yapım olarak beklentinizi oluşturursanız keyif alacaksınızdır.

Senaryo yer yer vasatlık hissettirse de, Zafer karakterinin yeni bir aşka yelken açış hikayesi ve Aslı'nın harbi, samimi kız halleri, film sona erdiğinde gönlünüzde hoş bir tat bırakacaktır.


,

Ata Demirer'in aynı zamanda Döndü'yü canlandırmış olmasından bahsetmiştik. Buradaki oyunculuğunu gayet güzel buldum. Ama işte insan, erkek bir oyuncunun yaşlı bir kasabalı Türk kadınını canlandırdığını görünce ister istemez kahkaha tufanına kapılmayı bekliyor. Yer yer güldürse de bahsettiğim bu etkiyi göremiyoruz. İşte bu hissiyata kapılmamıza neden olanın yönetmen eksikliği olduğunu düşünüyorum. Tuvana Türkay'ı da başarılı buldum. Filmin başlarında rolüne tam oturmamış izlenimi verse de olaylar geliştikçe seyirciyi kendine ısındırmayı başarıyor.

Film sona erdiğinde, filmin ikincisinin de gelebileceğini ama bunun ilk filmin gişe başarısına bağlı olduğunu hissetmedim değil. Seri devam ederse tekrar izlerim tabi. Bu kez filmi daha tutarlı beklentilerle izleyip daha fazla keyif alacağımı umuyorum.

İyi seyirler...





12 Şubat 2017 Pazar

adam fawer'ın empati'si

İlk kitabı Olasılıksız (Improbable) ile tüm dünyada adını duyuran 2006 International Thriller Writers Awards En İyi İlk Roman Ödülünün sahibi olan Adam Fawer, 2008'de yayınlanan Empati (Empathy) ile her ne kadar aynı başarıları yakalamayıp sadece Almanya, Japonya ve Türkiye'de yayınlatabilse de, okuyucularına Olasılıksız'dakine benzer bir tempoyu sunduğunu söyleyebilirim.

Adam Fawer çocukluk hayali olan yazarlığa adımlarını, üniversite arkadaşı Stephanie Williams ile birlikte atıyor, göğüs kanseri dostuyla her gün en az iki saat bir yerde buluşup ikisi de kendi kitaplarını yazmaya başlıyorlar. Arkadaşı ilk kitabını yayınlatabildikten 2 hafta sonra kanser sebebiyle hayata gözlerini yumuyor ne yazık ki. Fawer bir röpartajında, öldüğünde, hayatının en mutlu günlerini yaşayıp, yazarlık hayalini gerçekleştirdikten sonra kansere yenik düşmesinden dolayı buruk da olsa huzurlu olduğunu söylemişti.

Bu dönemde Olasılıksız üzerine yazmaya devam eden Fawer, kendi hayaline erişmenin yanı sıra ödüle hak kazanarak önemli bir başarı elde etse de, bu başarısının üzerine koyarak ilerleyeceğini düşünen otoriteleri yanılttı sonraki yıllarda.

Empati, içerisinde felsefeden ilahiyata, fizikten kimyaya, matematiğe bilim ve insanı barındıran heyecanlı bir macera.

"Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. Ne isterseniz yapın. Sadece 'isteklerinizin' tümüyle sizin kontrolünüzde olmadığı gerçeği üzerine kafanızı çok fazla yormamaya çalışın."

Empatik güçleri bulunan birçok iyi ve kötü kahramanın, bazı amaçlar uğruna bilimsel deneylere maruz kalması ve sonrasında yaşadıkları değişimler sonucu verdikleri kararların etkilerinden oluşan olay örgülerini, şimdiki zamanda başlayıp, geçmişe götürüp tekrar şimdiki zamana gelerek süregelen, zamana karşı koşuşturma ile ilerliyor. Buradaki olay örgüleri, Adam Fawer tarafından senaryoya göre mantıklı bir çerçeveye oturtulmuş. Üstün kabiliyeti bulunan kahramanların, tüm insanlığın kaderini etkileyebilecek bir sonu engellemek üzerine bir araya gelmeleri, fantastik bir romana dönüştürüyor Empati'yi. Bu noktada bir kısım okuyucuyu da sıkabiliyor.

Duyguları renklerle ya da kokularla algılayabilen karakterlerin tasvirleri çok iyi. Bazı bölümlerde ise, yüksek zekalı olarak betimlenen karakterlerin pratik çözümler bulmada geç kalıyor. Elbette tıpkı filmlerde olduğu gibi kitaplarda da zeki kahramanların olayı çabuk çözmeleri, sonuca çabuk ulaşmaları, filmi veya kitabın kısa sürede bitmesi demek. Yine de bunların daha mantıklı çerçeveye oturtulmasını bekliyorsunuz okuyucu olarak.

Genel anlamda, kitapta yer yer komplo teorileri sunan, yer yer kurguda rahatsız eden yada bir şeyleri eksik gelmesine neden olan bölümler sahip, yer yer merak ettiren, yer yer de kolay tahmin edilebilen bir eser dersem, kitapla ilgili düşüncelerimi özetleyebilirim sanırım. Eklemeden geçemeyeceğim, kitap beni çok etkilemese de, sonunu merak etmemi başardı ve bitirebilmek için soluksuz okumamı sağladı. Tahminlerim büyük ölçüde tutsa da, okuduğuma asla pişman değilim. Macera-gerilim sevenlerin de sıkılmadan okuyacağını düşünüyorum, türü sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Yorumlarım, kitabı övüyor muyum yeriyor muyum gibi ikilem oluşturduysa affola, okuduğunuzda benzer duygulara kapılacağınızdan şüphem yok, okurken duygularımla empati kurabileceksiniz.

Keyifli okumalar...

11 Aralık 2016 Pazar

tarihin üzerine inşa edilen şehir: roma

Dünya üzerinde görmek istediğim yerler listemdeki şehirlerden biri olan Roma'yı ziyaretim, yaptığım en eğlenceli ve farklı anılarla dolu gezilerimden biri oldu. Yüzyıllar boyu dünyanın başkenti olarak görülmüş bu şehir kelimenin tam anlamıyla bir müze kent. Biz de bu müzedeki her tarihi simgeyi, kalıntıyı özümseyecek kadar vakit geçirmeye ve gözlemleye çalıştık.


Roma'da iki havaalanı var; Leonardo Da Vinci ve Fiumicino. Biz Fiumicino havaalanına inişimizi yaptık ve Express tren ile Termini istasyonuna doğru yola çıktık. Burada dikkat edilmesi gereken, bindiğiniz trenin Termini yönüne gittiğinden emin olmak. Termini istasyonu, Roma'nın tarihi bölgesinde bulunuyor. Şehir, tarihi bölgesi ve halkın yaşamını sürdürdüğü bölge olarak iki ayrı kısımdan oluşuyor diyebiliriz. Nispeten küçük de olsa İstanbul'un tarihi yarımadası ve geri kalan kısımlarına benziyor desek yanılmış olmayız. İstanbul'da Fatih'i eski şehir olarak tanımlarsak, Roma'da da Termini ile başlayan Antik Roma'dan söz edebiliriz. Ancak Antik Roma çok daha büyük ve Fatih'in aksine çok az yerleşik bölgeye sahip.

Şehirler hakkında çok fazla bilgi edinmeden, keşfederek gezmeyi tercih ettiğimden, Roma'da görülmesi gereken yerlere nasıl ulaşılacağını çok fazla araştırmadım. Açıkçası sorarak yol bulmayı daha çok seviyorum, ancak İngilizce bilen sayısı tahmin ettiğimizden daha az. Tabiri caizse oteli ve Colosseum'u elimle koymuş gibi bulmam, biraz şans biraz da caddelerin gidişatından, düzeninden gelen tahminlerim sonucu oldu.

Antik Roma'da ulaşım için metro ve otobüs mevcut ancak hiçbirini kullanmadan, yaya olarak tüm kenti dolaşabiliyorsunuz. Yeni yerler keşfettikçe yorgunluğunuzu hissetmiyorsunuz bile. Roma gibi tarihi bir kentte, sanatsal ve mimarisi üst düzey yapıları bulmak için çok fazla uğraşmanız gerekmiyor. Kentin kendisi bir müzeyi andırdığı için, aşındırdığınız her sokak sizi atmosferine çekiyor zaten.

Roma için büyük bir bütçeye ihtiyacınız yok. Tarihi kiliseleri ücretsiz ziyaret edebilir ve mimarisini inceleyebilirsiniz. Michelangelo'nun ustalık eseri Sistine Şapeli'ni veya Bernini'nin St. Teresa heykelini ücretsiz görebilmektesiniz.

Otelden edineceğiniz bir şehir haritası sizin günlük bir plan yapmanıza ve görmek istediğiniz yerlerin yol haritasını çıkarmanızı sağlayacaktır. Bir gün geçirdikten sonra harita kullanmadan istediğiniz yere gidip sonrasında otelinize dönecek kadar tanıdık geliyor yollar. Örneğin bir gününüz sırasıyla Colosseum, Roman Forum, Vittoriano-Altare Della Patria, Pantheon, İspanyol merdivenleri, Aşk Çeşmesi (Fontana Di Trevi)'ni tek günde yaya olarak gezebilirsiniz. Tabi bu sırayla gezinizi yaparken Roma'nın meşhur lezzetlerinden spaghetti, pizza ve dondurmasından geri kalmamalı. Devasa Vittoriano-Altare Della Patria abidesinin tam karşısında yer alan meşhur restoranlarda spaghetti veya pizza denemenizi tavsiye edebilirim. Ancak en iyi pizzaların daha tenha sokaklardaki restoranlarda yapıldığını belirtmekte fayda var. Sokakları kat ettikçe daha sempatik, nispeten küçük ve şirin mekanları keşfedecek ve daha lezzetli tatları deneyeceksiniz.

Aşk Çeşmesi'nin hemen yanı başındaki dondurmacıları da boş geçmemeli. Her çeşit dondurma (tiramisulu bile var) bulmak mümkün. Yine buraya yakın bir sokakta yalanlarının bedelini burnuyla ödeyen Pinokyo'nun küçük şirin bir mağazasına rastlayacaksınız. Ufak da olsa bir hatıra hediyesi almak, bütçeyi sarsmayacaktır. 

Geziniz boyunca karşılabileceğiniz ısrarcı satıcılara sadece "Hayır" deyin ve yolunuza devam edin, çok ilginizi çeken bir şey satmıyorlarsa.

Roma'nın muhteşem mimarisini izlemek için en güzel yer İspanyol merdivenleriyle çıkacağınız tepe. Burada güzel manzara eşliğinde sanatçıları seyredebilir ve bol bol kare yakalayabilirsiniz.


Alışveriş yapacaksanız ve marka düşkünlüğünüz varsa, Roma'da doğru adresiniz Via dei Condotti caddesi Hemen hemen tüm iyi markalar bu cadde üzerinde ya da devamındaki diğer ayrılan caddelerde konumlanmış. Disney'in de bir mağazası mevcut ve varsa çocuklarınız veya yeğenleriniz için güzel hediyeler alabileceğiniz çok hoş ürünlere sahip.


Özellikle çok kalabalık olmayan aylarda gidilirse o tarihi atmosferi yaşamak çok daha mümkün. Roman Forum'da akşamın yüz tutmasına yakın bir saatte Roman Forum'da gezmek size ortaçağda yaşıyorsunuz hissi veriyor. Aşk Çeşmesi vb diğer yerlerin tadını daha iyi çıkarabilmek için turizm mevsimlerinden uzak günlerde bu antik şehri ziyaret etmekte fayda var.

Kıyaslama yapmak doğru olmaz ancak daha çok gezecek yer, daha fazla etkinlik ve mekan çeşitliliği istiyorsanız aradığınız şehir Paris. Ancak 2000 yıllık tarihi gözlemlemek istiyorsanız Roma bu beklentinize cevap veriyor. Her iki şehri de görmek gerek, fakat kıyaslama kriterine göre ikisinin de birbirlerine üstünlükleri olduğunu söylemeden yazımı bitirmeyeyim dedim.


Roma gezisi planlıyor ve önceden bilgi almak istiyorsanız, iletişime geçmeniz halinde tecrübelerimi seve seve aktarırım.

İyi yolculuklar...

30 Kasım 2016 Çarşamba

eskilerden...

Jeanne d’Arc


"Bütün savaşlar önce insan zihninde kazanılır."